Organik Gıda

   Organik tarım nedir?

   Organik tarım tamamen çevreci, sosyal ve ekonomik olarak geliştirilebilir bir sistemdir.Bunun yerine, tarım sistemi ürün rotasyonuna, hayvan ve bitki gübrelerine, elle toplamaya ve biyolojik böcek kontrolüne dayanmaktadır.

   Newcastle Üniversitesinin, 2014 yılında yaptığı bir çalışmaya göre, organik olmayanlara göre, organik tahıllar %60 daha fazla antioksidan içermektedir.

   İngiliz Beslenme Dergisinin yeni yayımladığı bir çalışmaya göre, organik süt ve et %50 daha fazla omega-3 içermektedir.

Organik olmayana göre, organik süt ve et %50 daha fazla omega-3 içermektedir.

Organik et çok az da olsa daha az iki çeşit doymuş yağ içermektedir.

Organik süt ve süt ürünleri çok az da olsa daha çok demir, Vitamin E ve bazı karetonoidleri içermektedir.

Organik olarak üretilen ürünler %68 kadar daha fazla antioksidan içermektedir.

Organik meyve ve sebzeler daha düşük oranda pestisit ve toksik ağır metalleri içermektedir.

Organik gıdalar, kontrol altında tutulan  daha doğal olan çiftliklerde üretilmektedir. Organik olmayanların aksine, organik gıdalar doğal gübrelerle, hayvana da saygı göstererek daha az enerji ile elde edilmektedir.

Organik tarım, gerçek anlamda dikkat, özen, bağımsız muayeneler ve sertifika gerektirdiği için o kadar da kolay değildir.        

Organik tarım, tüm canlılara ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren; yetiştiricilikte,
insana ve çevreye zararlı sentetik kimyasal ilaç, hormon ve gübrenin kullanılmadığı
bir tarım yöntemidir. Ancak organik tarımın, sadece tarımsal girdi yönetimiyle sınırlandırılması doğru olmamaktadır. Organik tarım, aynı zamanda çiftliğin yönetiminden ürünlerin pazarlanmasına kadar, kendi özel prensip ve uygulamaları olan, sürdürülebilir ve izlenebilir bir tarım yöntemidir. Organik
yetiştiricilikte üretimle ilgili tüm faktörler bir bütün olarak ele alınır ve tarım işletmelerinin kendine yeterliliği öncelikli olmaktadır. Bunun için toprak, bitki, hayvan ve insan arasındaki doğal döngünün işlerliği gözetilerek kullanılan doğal kökenli hammaddelerin, mümkün olduğunca işletmenin içinden
veya yakın çevresinden sağlanması amaçlanmaktadır. Organik üretim, çiftlikte kullanılan girdilerin (tohum, gübre, ilaç vb.) doğal çevreyi tehdit eden etkilerinden kaçınmayı taahhüt eder. Organik tarımda, tohumdan tüketiciye ulaşıncaya kadar tüm aşamalar (yetiştiricilik, işleme, paketleme, etiketleme, depolama vb.), Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yetkilendirdiği kontrol
ve sertifikasyon kuruluşlarınca (KSK) denetlenir.

Organik ürün
nedir ?

Tohumdan hasata, hasattan son kullanıcıya ulaşıncaya kadar
olan bütün aşamalarında, insana ve ekosisteme zararlı kimyasal girdi, katkı
maddesi ve işlem/yöntem kullanılmadan üretilen, kontrollü ve sertifikalı
ürünler “organik ürün” olarak adlandırılıyor. Organik ürünler kanun ve
yönetmeliklerce tanımlı şartlar dahilinde, tüm süreçte izlenebilirliğin
sağlandığı, her bir verinin kayıt altına alındığı bir tarım yöntemiyle üretiliyor.

Neden
organik/ekolojik/biyolojik tarım ?

Geçtiğimiz yüzyılda tüm dünyada bir devrim niteliğinde
uygulamaya koyulan konvansiyonel, endüstriyel veya modern tarım olarak
adlandırılan tarım yöntemlerinin, endüstriyel çağın en büyük başarılarından
birisi olacağı sanılıyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan süreçte
üretim de, verim de arttı. Ancak verim, sadece birim alandan alınan miktar ve
azalan işgücü üzerinden değerlendirildi. Bugün resmin tamamına bakıldığında
durum çok farklı.

Tarım sektörü dünya çapında bir kriz içinde; gıda güvenliği
tehdit altında.

Kalkınma Bakanlığı’nın 2014-2018 yılları için hazırlanan
Onuncu Kalkınma Planı’ndaki Tarımsal Yapıda Etkinlik ve Gıda Güvenliği Özel
İhtisas Komisyonu Raporu’ndaki rakamlar bu tehdidin büyüklüğünü açıkça ortaya
koymaktadır. Raporda, uzun yıllar sabit seyreden tarımsal ürün fiyatlarının
Ocak 2007’nin ikinci yarısından itibaren artmaya başladığı ve Mayıs 2008’de
rekor seviyelere ulaştığı belirtilmektedir.

Gıda Krizi olarak adlandırılan bu süreçte petrol fiyatları
tarımsal ürün fiyatlarının artışını destekleyecek şekilde yükseldi. Gıda
fiyatlarındaki artışlar pek çok ülkede protestolara neden oldu. Hükümetler
tarım ürünleri ihracat ve ithalatına yönelik politikalarında çeşitli
değişiklikler yaptılar.

Bununla birlikte son 10 yılda dünyanın farklı bölgelerinde
kuraklık ve sel felaketlerinin artması, gıda fiyatlarındaki istikrarsızlığı da
artırdı. Ekonomik büyüme adına ve açlığa çare senaryolarıyla sunulan
modern/endüstriyel tarımda kullanılan sentetik gübreler, kimyasal ilaçlar ve
mono kültür tarım yöntemleri doğayı tahrip etmekte, toprağın üretkenliğini yok ederek
tarımı yapılamaz hale getirmektedir, su kaynakları kirlenmekte, insan ve diğer
canlıların sağlığını tehdit etmekte, kırsal toplulukları, nüfusu yoksullaştırmaktadır.
Bununla birlikte tarım ve gıda sektöründe hem tarımsal girdiler hem de
pazarlamada tekelleşme gelirin, adaletsiz biçimde dağılmasına neden olmakadır.
Yaygın olarak kullanılan gıdayı üretme şekli, tahrip edici, üstelik sürdürülebilir
değildir. Buna karşın organik tarım, bizi konvansiyonel tarımın yarattığı
sağlık sorunlarından korumanın yanı sıra, doğanın ve toprak, su gib doğal
varlıkların korunması için de çözümler sunmaktadır. Organik tarım, belirli elit
bir kesime sağlıklı ürün sunan, toplumun çevre ve sağlık konusundaki duyarlılığına
yanıt veren, alternatif bir yöntem olmanın çok ötesinde bir anlam ifade etmektedir.

Organik tarım aynı zamanda tohum, çiftçi, toprak, bitki,
hayvan ve tüketici arasında yeni bir ilişki modeli tanımlayan bir yaşam kültürü
olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda küçük aile işletmeciliği, gıda
güvencesiyle birlikte sürdürülebilirliğin sağlanması ve açlığa çare açısından
da uzun vadede bir çıkış yolu olabilmektedir.Öte yandan diğer canlıların
haklarını da gözeten organik tarımda hayvanlar, genel olarak hayvan refahının
gerektirdiği koşullarda yetiştirilip, organik yemlerle beslenmektedir. Organik
tarımda GDO’ lu girdi kullanılmamaktadır.

Organik tarım standart ve yönetmelikleri sağlık sorunlarına
yol açabileceği düşünülen gıda katkı maddelerine ve ürün işleme yöntemlerine de
izin vermemektedir.

Organik,
biyolojik ve ekolojik tarım arasında fark var mı?

Organik tarım farklı dillerdeki kullanım biçimleri nedeniyle
ekolojik ya da biyolojik tarım olarak da adlandırılabiliyor. Örneğin,
İngiltere’de organik (organic), Almanya’da ekolojik ve biyolojik (ökologish),
Fransa’da biyolojik (biologique) kelimeleri kullanılıyor. Bunlar genel olarak
birbirleriyle eşanlamlı olarak kabul ediliyor. Ancak ekolojik tarım ekoloji
kelimesinin içerdiği geniş anlam itibariyle bazı otoritelere göre biyolojik
çeşitlilik, sosyoekonomik boyut, yenilenebilir enerji kullanımı gibi daha geniş
bir amaçlar bütününü de ifade ediyor.

Organik tarımda
sürdürülebilirlik nasıl sağlanıyor?

Organik tarım, sağlıklı toprak ve uzun vadede verimli ve
sürdürülebilir tarımı savunuyor. Bireyin sağlıklı olabilmesi için yediklerinin,
bitkilerin sağlıklı olabilmesi için toprağın sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı
bitki hem daha besleyici hem de hastalıklara ve zararlılara karşı daha dirençli
olur. Sağlıksız toprakta yetişen sağlıksız bitkiler, bitki koruma konusunda
daha fazla girdi, daha fazla enerji, dolayısıyla daha fazla sera gazı salımı ve
daha az gelir anlamına gelir. Bu nedenle organik tarımda, toprağı onu toprak
yapan tüm özellikleriyle korumak esastır.

Organik madde ve mikroorganizmalar bakımından zengin verimli
topraklar, bitkiler için daha sağlıklı ortamla birlikte sürdürülebilir bir
üretime de zemin hazırlar. Toprak sağlığının en önemli göstergelerinden biri,
topraktaki karbon konsantrasyonudur. Karbon, mineraller için depolama, toprak
parçacıklarını bir arada tutma, toprak ısısını koruma gibi önemli görevler üstlenmektedir.
Konvansiyonel tarım yapılan topraklar karbon kaybederken; yanmış ahır gübresi,
yeşil gübre ve ekim nöbetinin tercih edildiği organik tarım topraklarında
karbon miktarı yüksektir. Karbonu fazla topraklar daha fazla su tuttuğu için organik
tarım daha az su kullanmaktadır.

Organik tarımda neden
sentetik gübreler kullanılmıyor?

Sentetik gübrelerin kullanılmasının yaygınlaşması,
çiftçilerin yıllardır uyguladığı ekim nöbeti, karışık ekim, bitkisel ve
hayvansal gübrenin toprağa kazandırılması gibi uygulamalardan vazgeçmelerine
neden olmaktadır. Sentetik gübrelerin her an ulaşılabilir olması sonucunda, tek
tip/mono kültür tarım yaygınlaşmıştır.

Bu uygulamalar, toprağın sıkışmasına, aşınmasına, erozyona
uğramasına ve organik maddece yoksunlaşmasına yol açmıştır. Sentetik gübrelerle
sağlanan minerallerin çoğu, organik tarımda kullanılan organik gübreler, hayvan
gübreleri, kompost ve yeşil gübreden sağlanan minerallerden çok daha hızlı
biçimde, üstelik bitkiler onlardan henüz fayda sağlamadan, yeraltı sularına
karışmaktadır. Bunlar, yeraltı sularını kirletiyor, içme sularına karışıyor,
derelere ve göllere taşınmaktadır.

Organik tarımda verimliliğin düşük olduğu doğru mu?

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2009
raporlarına göre, dünya çapında 1961-2006 yılları arasında sentetik azotlu
gübrelerin kullanımı 8 katına çıkmasına rağmen, dünya çapında tahıl grubundaki
verim artışı sadece 1,5 kat olmuş. Sentetik gübrelerin kullanımı nedeniyle
tarım toprakları önce sağlığını sonra da verimliliğini yitirdiği için her geçen
yıl daha fazla sentetik gübreye ihtiyaç duymaktadır. Bu da maliyetlerin
artmasına neden olmaktadır.

Organik tarımda
antibiyotik kullanılıyor mu? Tarımda antibiyotik kullanımının zararları neler?

Dünyada antibiyotiklerin %15’i insanlarda, %85’i hayvanlarda
kullanılıyor. Konvansiyonel tarımda hastalığı önlemek için bol miktarda
kullanılan antibiyotikler, organik tarımda oldukça kısıtlı uygulanmaktadır.
Tarımda aşırı antibiyotik kullanımı sonucunda, E. coli, salmonella,
campylobacter gibi hastalık yapıcı bazı bakterilerin antibiyotiklere karşı
direnç geliştirdiği düşünülmektedir. Bakterilerin antibiyotiklere direnç
geliştirmesinin sonucu olarak antibiyotikler artık bu hastalık etmenlerine
karşı hayvanları ve insanları koruyamamakta ve bunun sonucunda daha güçlü
antibiyotiklerin üretimine ihtiyaç duymaktadır.

Antibiyotiklerin güçlenmesi, bakterilerin de daha dirençli
hale gelmesine yol açabilmektedir. Tarımda bilinçsiz antibiyotik kullanımı
sonucunda, gıda yoluyla antibiyotik alınabilmktedir. Ancak antibiyotikler
bakterilere karşı mücadelede faydalı olsa da, bağırsak florasına zarar verebilmektedir.
Organik tarımda ise antibiyotikler koruyucu amaçla değil, sadece hastalık
durumunda tedavi için verilmektedir. Veteriner hekim kontrolünde, Organik Tarım
Kanunu’nda adı geçen bazı antibiyotikler, izin verilen ölçülerde kullanılabilmektedir.
Bir hayvana verilen tıbbi ürünlerin son uygulandığı tarihle, bu hayvanlardan
organik ürün elde edilme tarihi arasındaki süre, organik yetiştiricilikte
konvansiyonelin iki katı olmaktadır. Kalıntı arınma süresi belirtilmemiş
hallerdeyse bu süre 48 saat olmaktdır.

Organik
ürünler, besin değeri açısından konvansiyonel ürünlerden farklı mı?

2001’de yürütülen bağımsız bir araştırma raporuna göre, 21
vitamin ve mineral ögesinin hemen hepsinin organik ürünlerde daha bol olduğu
belirlendi. Bu ürünlerde demirin %21, magnezyumun %29, fosforun %14 ve C
vitamininin %27 daha fazla olduğu göze çarpıyordu. Toksik olarak bilinen nitrat
oranları da organik gıdalarda daha düşüktü. Organik ıspanak, organik marul, organik
lahana ve organik patates de daha fazla mineral içeriyordu. 1993’te Chicago’da
iki yıl süren ve elma, patates, armut, buğday ve mısırın kullanıldığı bir
araştırma yapıldı ve konvansiyonel ürünler, organik ürünlerle karşılaştırıldı.
Sonuçlar organik ürünlerde, ortalama %63 daha fazla kalsiyum, %78 daha fazla
krom, %390 daha fazla selenyum, %118 daha fazla magnezyum, %125 daha fazla
potasyum ve %60 daha fazla çinko bulunduğunu gösterdi. Bu maddeler sağlığımız
için gerekli ve hastalıklarla savaşmamıza yardımcı olan bağışıklıksistemini
güçlendiriyor. İngiltere’de Newcastle Üniversitesi Nafferton Ecological Farming
Group’un verilerine göre, organik süt konvansiyonel ile karşılaştırıldığında
omega–3, karotenoidler, antioksidanlar ve vitaminler açısından daha zengin.

Organik tarımın
istihdamı desteklediği söylenebilir mi?

Evet. Greenpeace Araştırma Laboratuvarı’nın 2009’da
yayımlandığı Defining Ecological Farming raporuna göre, organik tarım, yoksul
kırsal kesimde çiftçilerin maliyetlerini artırmadan, istihdam yaratıyor.
Çiftçiler kimyasallardan tasarruf edip bu tasarrufu işgücüne harcayabiliyor,
oluşan fayda yerel işgücüne akıyor. Birleşmiş Milletler raporuna göreyse
organik tarım konvansiyonel tarıma göre %30 daha fazla iş olanağı yaratıyor.
Sonuç olarak çiftçinin gelirinde bir düşüş olmaksızın, tarımsal kazanç daha
fazla kişi tarafından bölüşülüyor ve daha fazla aile iş bulma şansı elde ediyor.

Organik tarım
dünyada yaygın bir uygulama mı?

Organik tarım faaliyetleri dünyada, 1980’li yıllara kadar
aile işletmeciliği şeklinde yürütülüyordu. Daha sonra artan talep sonucu, aile
işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari boyut kazandı. Dünyadaki tarım
alanlarının binde 9’unda organik tarım yapılıyor. FIBL/IFOAM’ın dünya genelinde
sertifikalı ekolojik tarımla ilgili 2011 verilerine göre, bugün 160 ülkede,
37,2 milyon hektar alanda, 1,8 milyon üretici organik tarım yapıyor ve bu sayı
her geçen gün artıyor. Dünyada organik tarım yapılan alan sıralamasında, 12
milyon hektarla Avustralya birinci, 4,5 milyon hektar ile Arjantin ikinci ve 2
milyon hektar ile ABD üçüncü sırada.

Organik tarım arazilerinin çoğunluğu, pirinç de dahil olmak
üzere, tahıl üretimi için kullanılıyor. Bunu yem bitkileri ve sebze
yetiştiriciliği izliyor.

Ülkelerin
organik logoları ve yönetmelikleri birbirinden farklı mı?

Organik sertifikalı ürünlerle ilgili ilk mevzuat, Avrupa
Birliği (AB) tarafından çıkarıldı. Ardından ABD’nin NOP ve Japonya’nın JAS gibi
yönetmelikleri yayımlandı ve bunları başka ülkelerin yönetmelikleri izledi.
Daha sonra bazı ülkeler birbirlerinin yönetmeliklerini karşılıklı olarak
tanıdı. Örneğin, İsviçre yönetmeliği ile Kanada yönetmeliği arasında yapılan
benchmarking(kıyaslama) veya AB’nin ve ABD’nin karşılıklı birbirlerini tanıması
gibi... Her ülkenin kabul ettiği yönetmelikte belirtilen kriterlere göre farklı
bir logosu var. Tüketici bu logoyu görünce, hangi yönetmeliğe göre
sertifikalandığını anlayabiliyor (bkz. Logolar s.65)

Türkiye’deki
tarım alanlarının ne kadarında organik tarım yapılıyor? Kaç çeşit organik ürün
yetiştiriliyor?

1970’li yıllarda başlayan organik tarımdaki gelişmelere
uygun olarak, Avrupa ülkeleri Türkiye’den ekolojik ürün talep etmeye başladı.
2011 yılı verilerine göre, Türkiye’de 42 bin 460 çiftçi, 442 bin 581 hektarda
organik tarım yapıyor. Bu da Türkiye’deki tarım alanlarının yaklaşık %1,81’ini
oluşturuyor.1984-1985 yıllarında ilk olarak Ege Bölgesi’nde ihracata yönelik
organik kuru incir ve kuru üzüm üretildi. Daha sonra organik tarım, kuru kayısı
ve fındık gibi ürünlerle diğer bölgelere yayıldı. Organik ürün çeşitliliğinin
artışında, ilki 1999’da Beyoğlu’nda kurulan doğal ürün dükkânlarının ve ilki
2006’da Şişli’de kurulan ekolojik pazarların büyük katkısı oldu. Türkiye’de
2002’de 150 çeşit ürün organik olarak üretilirken 2011’de bu sayı 225’e
yükseldi. 2002’de 310 bin 125 ton olan üretim miktarı 2011 yılında 1 milyon 659
bin 543’e ulaştı.

Farklı
ülkelerden ithal edilen organik ürünlerde neden ülke logolarının dışında farklı
logolar bulunuyor?

Türkiye’ye ithal edilen organik ürünler, ithal edildiği
ülkelerdeki yetkili kontrol ve sertifikasyon organları tarafından, öncelikle
söz konusu ülkenin yönetmeliğine göre kontrol edilip, sertifikalanıyor. Ürünler
bazen, organik üretimde faaliyet gösteren özel kuruluşların veya birliklerin
standartlarına göre ayrıca sertifikalanabiliyor. Bu kuruluşların ve birliklerin
standartları, şartları ülkelerin yönetmeliklerinden AB, NOP gibi- daha katı
olabiliyor. Örneğin, Bio Suisse (İsviçre), Demeter (bazı AB ülkeleri) ve
Naturland (Almanya), bir tarımsal işletmenin tüm arazilerinde organik tarım
yapılmasını şart koşuyor. Bu kuruluşlar, örneğin incir bahçelerinin organik
olup, diğer arazilerinin konvansiyonel olmasına izin vermiyor. Bu nedenle
tüketiciler bu standartlara göre sertifikalanmış ürünleri tercih edebiliyor.

Doğadan toplama
ürünler organik sertifika alabiliyor mu? Şartları neler?

Ormanlarda, doğal ve tarımsal alanlarda doğal olarak yetişen
bitkilerin (ya da çiçek, kök gibi kısımlarının) toplanması, doğadan toplama
olarak adlandırılıyor. Bu ürünlerde geçiş süreci uygulanmıyor ve organik ürün
statüsünde değerlendirilerek pazarlanabiliyor. Bu ürünlerin organik olarak
sertifikalandırılabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor
–toplama alanına, toplama işleminden üç yıl öncesine kadar olan süreçte
herhangi bir sentetik kimyasal gübre ve ilaç uygulanmamış olması gibi...
Toplama yapabilmek için resmi bir kurumdan toplama izni alınması da gerekiyor.
Bu ürünlerin toplandığı alanlarda, son iki yıl içinde yangın yaşanmamış olması,
doğal yaşam dengesinin ve türlerin korunması gibi şartlar da aranıyor. Doğadan
toplamada da yetiştirmede geçerli olan kontrol, kayıt ve sertifikasyon sistemi
uygulanıyor.

Türkiye'de
organik su ürünleri üretimi yapılıyor mu?

Organik su ürünleri yetiştiriciliği Türkiye’de başlangıç
aşamasında. Rize'de üç üretici organik alabalık üretimi yapıyor. Diğer organik
hayvancılık kurallarında olduğu gibi su ürünleri yetiştiriciliğinde de hayvan
refahı ve hayvanların stressiz bir ortamda yetiştirilmesi amaçlanıyor.
Işıklanma ve dölleme gibi yapay uygulamalara izin verilmiyor. Canlılar, en az
zarar görecek şekilde kesilip, taşınıyor. Elle beslenmeleri ve tutulmalarına
izin verilmiyor. Su ürünlerinde de yerel türlerin kullanımı öncelikli ve GDO'lu
yemle besleme yapılamıyor, gelişmelerinde hızlandırıcı maddeler kullanılmıyor.

Organik ürün
ile doğal, %100 naturel veya hormonsuz ürünler arasında fark var mı? Doğal
olduğu söylenen ürünler ne kadar güvenilir?

Pazarlarda, dükkânlarda ya da kırsalda yol kenarlarında
sıkça karşılaştığımız doğal ürün, köy ürünü, naturel ürün, hormonsuz, arılı
ürün, hakiki ürün, saf ürün, % 100 naturel vb. ifadeler bir ürünün organik
olduğu anlamına gelmez. Çünkü herkesin “doğal” tanımı ayrı. Kimine göre doğadan
toplananlar, kimine göre tarlada zirai ilaca, serada hormona maruz kalmayan
ürünler, kimine göre gıda katkı maddesi eklenmemiş olanlar, kimine göre de
herhangi bir işleme maruz kalmadan üretilenler doğal olabiliyor. Diyelim, doğal
ürün tanımında fikir birliğine varıldı, ama bu kez cevaplanması gereken önemli
bir soru daha var: “Bir ürünün doğal ürün olduğundan nasıl emin oluruz?” Bu
noktada, uluslararası düzeyde ilke, kriter, standart ve yönetmeliklere gerek
duyuluyor. Bu ortak kuralları ve dili oluşturmak da kendi başına yeterli değil.
Bu ürünlerin bu sisteme göre yetiştirildiğinin, üretildiğinin kontrol edilmesi,
belgelenmesi, etiketlenmesi, ayrıca bu belge ve etiketlerde bir standart ve
ortak bir dil olması gerekiyor. Aksi halde doğal, naturel, hakiki, köy ürünü
gibi ifadeler tüketiciyi yanıltmaktan, onun güven arayışından yarar sağlamaktan
ve haksız bir rekabet ifadesi olmaktan öteye gitmez. Bu tip ifadeler herhangi
bir standarda, yönetmeliğe ve belgeye dayanmadığı için suistimale açık. Gıda
sektörüne karşı güvensizlik ve tüketicinin sağlıklı, güvenilir gıda arayışı,
üretici firmaları bu tip ifadeler kullanmaya yöneltiyor ve ne yazık ki bu
ifadeler sadece pazarlama yönteminin bir parçası.

Organik
ürünlerin doğal ürünlerden farkı nedir?

Doğal ürün olarak adlandırılan gıdaların resmi veya genel
bir tanımı, kriteri, standardı ve yönetmeliği bulunmuyor. Bu nedenle suistimale
açık.

Herhangi bir denetime ve belgeye tabi olmayan doğal
ürünlerin gerçek olup olmadığı, tamamen kişisel bilgiye, deneyime ve güvene
dayalı. Oysa organik ürünlerde sentetik kimyasal girdilerin kullanılıp kullanılmadığı,
üretimden son kullanıcıya ulaşana kadar her aşamada kontrol edilerek
belgelendiriliyor, yani sertifikalandırılıyor. Organik ürünler, 5262 sayılı
Organik Tarım Kanunu ve Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin
Yönetmeliğe uygun olarak organik tarım esaslarına göre yetiştiriliyor,
işleniyor, depolanıyor, ambalajlanıyor, etiketleniyor ve pazarlanıyor.

Toplum destekli
tarım (TDT) nedir, organik tarımda uygulanıyor mu? Neyi amaçlıyor?

Organik tarım sistemlerinde Topluluk destekli tarım sistem
ve örnekleri hızla yaygınlaşıyor. Bu sistem, sertifikasyon yerine
üretici–tüketici bağını, güvenini ortaya koyuyor. TDT çiftçiler ve tüketiciler
arasında dayanışma temelli bir işbirliğini esas alıyor. İngilizce konuşulan
ülkelerde

Community Supported Agriculture(CSA) olarak bilinen bu
sistem, alternatif ve yerel bir gıda ağı oluşturuyor. Örneğin 30 tüketici bir
köydeki altı çiftçi ile anlaşarak TDT’yi başlatabiliyor. Tüketiciler ürünleri
her hafta topluca getirterek veya gidip alarak aralarında dağıtabiliyor. Ancak
bu sadece bir alışveriş ilişkisi değil. Tüketiciler üretimle de ilgileniyor,
sorunların çözümünde yardımcı oluyorlar.

TDT’de dört ilkeden söz edilebilir: Her mevsimde ürünlerin
çiftçiler tarafından sağlanması ve tüketiciler tarafından alınması üzerine
karşılıklı bir ortaklık anlaşması yapılması ilkesi. Yerel alışverişin
desteklenmesi; çok uzak mesafelerden ürün alımının kısıtlanması ilkesi.
Mevsimlerin doğal ritmine uyumlu, çevreye, doğal ve kültürel mirasa ve sağlığa
duyarlı ve köylülerin aileleriyle birlikte onurlu bir şekilde yaşayabilecekleri
adil fiyat sağlayan bir üretimi gerçekleştirecek; risk ve faydaları paylaşan,
dayanışma temelli bir ortaklık ilkesi. Aracıları, hiyerarşiyi ve tabi olmayı
dışlaması, doğrudan doğruya kişiden kişiye ilişkiyi temel alması ilkesi.
Organik tarım ile TDT arasında karşılıklı dayanışma var. Yerel gıda sisteminde
tüketicilerin çoklu (çeşitli) ürün talebi, çoklu ürün yetiştirmeyi
gerektiriyor. Bu ise biyolojik dengeyi sağlayarak organik bir üretim yapmayı
kolaylaştırır.

Herhangi bir zararlı ve hastalık yaygınlaşmayacağı için
kimyasal ilaç kullanmak gerekmez.

Çoklu ürün aynı zamanda riski dağıtarak çiftçilerin tarım
ilaçları kullanma eğilimini de azaltır. Ürünler çok kısa bir mesafeden
tüketiciye ulaştığı için sera gazları salımı az olur. Aracı ortadan kalktığı,
güvene ve doğrudan ilişkilere dayandığı için organik tarım sertifikaları
gereksizleşir. Tüketici bu sorumluluğu bizzat üstlenir. Aracı şirketler ve zincir
perakendeciler ortadan kalktığı için fiyatlar hem çiftçi hem de tüketici için
uygun ve adil hale gelir. Bu sistem, “katılımcı garanti sistemleri” veya
“katılımcı sertifikasyon sistemleri” olarak da adlandırılıyor.

Organik ürün
yetiştirmek için nasıl bir yol izlemek gerekiyor?

Organik tarıma başlamak isteyen üretici ya da işletmeciler
öncelikle yetkilendirilmiş kuruluşlardan birine başvuruyor. Organik üretim
yapabilmek için –organik tarım kurallarına uyulması şartıyla– üretim alanı
sınırlaması yok. Ardından kontrol ve sertifikasyon kuruluşu (KSK), başvuruyu
yapan kişi ya da kuruluşa ücretlendirmeyi, firmanın prosedürlerini, karşılıklı
sorumlulukları tanımlandığı bir teklif sunuyor. Teklifin kabul edilmesinin
ardından üretici ya da işletme sahibiyle KSK arasında bir sözleşme imzalanıyor.
Sözleşmenin imzalanmasından önce üretici veya işletme sahibinin, KSK’nın
istediği belgeleri hazırlaması gerekiyor. Sözleşmenin karşılıklı
imzalanmasından sonra kontrol için bir planlama yapılıyor.

Bu resmi prosedürlerin yanı sıra organik tarıma başlamadan
önce üreticinin ürüne, üretim sürecine, bölgenin özellikleri hakkında bilgiye,
bölgesel ve geleneksel girdi ve üretim bilgisine, organik tarımın genel ilke ve
amaçlarına ve bunları gerçekleştirmek için gerekli donanıma sahip olması son
derece önemli. Ayrıca üreticinin yönetmeliklerde tanımlı sorumluluklarını, tüm
uygulama ve yasakları da bilmesi gerekiyor.

Kontrol ve
sertifikasyonun yıllık maliyeti nedir ve neye göre değişiyor?

Kontrol ve sertifikasyonun yıllık maliyeti firmadan firmaya
ve firmaların çalışma prensiplerine göre değişkenlik gösteriyor. Bazı firmalar,
kişi/gün süresine göre ücretlendirme yaparken bazı firmalar ürün çeşitliliği ve
üretici sayısına göre ücretlendirme yapıyor. Ücretlendirmenin bütçesini genel
olarak artıran uygulamalar şöyle sıralanabilir: Kontrol ve sertifikasyon için
harcanan zaman (kontrol/gün), arazinin büyüklüğü, üretici sayısı, işletme/ünite
ve depoların sayısı, ürünün çeşitliliği, üretim sezonu, kontrolörün yol ve
konaklama masrafları.Tek bir çiftçi için maliyetler yüksek olsa da, Türkiye’de
genelde üreticiler bir araya gelip bir grup olarak kontrol ediliyor ve bu da
maliyeti oldukça düşürüyor. Yıllık kontrol ve sertifikasyon maliyeti bir çiftçi
için, gruptaki üretici sayına göre, 100-300 lira arasında değişiyor.

Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı denetimde ne tür sorumluluklar alıyor?

Üreticileri denetleme yetkisini kontrol ve sertifikasyon
firmalarına devreden Bakanlığın ilgili biriminde tüm KSK’lardan sorumlu en az
iki mühendis bulunuyor. Bu kişiler KSK’ları belirli dönemlerde haberli veya
habersiz olarak denetliyor. Denetimler yılda en az bir kez, hem sahada hem de
ofiste yapılıyor. Denetim sonucunda uygunsuz bir durum tespit edilirse, takibi
yapılıyor.

Düzeltilmezse KSK’ların yetkileri askıya alınıyor veya iptal
ediliyor. Bu yetkililer dışında, Bakanlığın il ve ilçe müdürlüklerinden organik
tarımda yetkili kişiler de, KSK’ların kontrolörleriyle, üreticilerin
denetimlerine katılabiliyor. KSK’lar ile Bakanlık merkez ve taşra
teşkilatlarındaki yetkililerin ortak kullandığı OTBİS (Organik Tarım Bilgi İşlem
Sistemi) yazılımıyla gelişmeler online olarak izlenebiliyor.

OTBİS ile üreticinin iletişim bilgileri, tapu kayıtları,
faaliyet alanı, üretim alanı, ürün çeşitliliği, hayvan sayısı, kovan sayısı,
tahmini ve gerçekleşen üretim miktarı, hasat zamanı, verimi gibi pek çok
uygulamanın takibi yapılabiliyor. Bakanlık ve il, ilçe teşkilatı aynı zamanda
organik ürün pazarlama noktalarının denetiminden de sorumlu.

Organik tarımda
kanun ve yönetmeliklere uymayanlar için cezai yaptırımlar var mı?

Evet. Hem KSK’ya hem de üreticiye yönelik ceza
verilebiliyor. Organik tarım mevzuatına uymayan KSK ve üreticiye, üretimden men
kararı veya idari para cezası uygulanabiliyor. Kanun ve yönetmeliklere aykırı
uygulamaların saptanması halinde KSK, üreticiyi geçiş sürecine alabiliyor veya
geçiş sürecini uzatabiliyor. Uzatılan süre sonunda aykırı uygulamalar
tekrarlanırsa üreticinin sözleşmesi feshedilerek Bakanlığa ve diğer KSK’lara
bildiriliyor. Yönetmeliğe aykırı uygulamaların kasıtlı olarak devam ettiği
belirlenirse, Bakanlık üreticiyi organik üretim yapma faaliyetinden beş yıl
süre ile men ediyor ve bu işlem tüm KSK’lara bildiriliyor. Bu durumda ilgili
araziden gelen ürünlerin organik sertifika ile satışına izin verilmiyor.

Organik tarımda
kontrol ve denetim yetkisi kimlere ait?

Organik tarım faaliyetleri, Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı’nın Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı Organik Tarım ve İyi
Tarım Uygulamaları Daire Başkanlığı tarafından yürütülüyor. Bakanlık kontrol ve
sertifikasyon yetkisini 24 kuruluşa devretmiş durumda. Yetkilendirilmiş bu
kuruluşlar ve üreticiler organik tarımla ilgili tüm faaliyetlerini “Organik
Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik”e göre yapıyor. Bu
kuruluşlar da belirli dönemlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından
denetleniyor.

Kontrol ve
sertifika kuruluşları (KSK) neleri denetliyor, denetim sıklığı nedir?

Kontrol işlemi yazılı belgeleri, planları, defterleri,
raporları, kayıtları, arazi, işletme ve depo gibi kritik kontrol noktaları ve
gözlemleri içeriyor. Eğer üretici ya da işletmeci, aynı alanda birkaç ünite
birden işletiyorsa, organik olmayan ürünlerin üretildiği ünite ve depolar da,
ayrım önlemlerini görmek için kontrol ediliyor. KSK, yılda en az bir defa
haberli veya habersiz olarak işletme veya üreticiyi yerinde kontrol ediyor.
Kontrol raporu, üretici veya işletmenin yönetmelik hükümlerine göre yaptığı
organik tarım faaliyetlerinin kontrol sonuçlarını içeriyor.

Gerekli incelemeler yapıldıktan sonra üretici veya
işletmenin herhangi bir uygunsuzluğu yoksa KSK, organik tarım müteşebbis
sertifikası düzenlenmesine karar veriyor. Bu, ürünün üretimaşamalarına dair bir
sertifika. Ancak satış için müteşebbis sertifikası yeterli değil, ayrıca
yönetmelik hükümlerine göre üretilen ürünler için ürün sertifikası düzenlenmesi
gerekiyor. Bu uygulamayla birlikte her türlü satış faturayla belgeleniyor ve
sertifika kuruluşuna bildiriliyor.

Organik üretim
ve ürün sertifikalarının geçerlilik süresi var mı? Ne kadar?

Sertifikaların geçerlilik süresi 12 ay. Sertifikanın
geçerliliği bitmeden belgenin yenilenmesi amacıyla, daha önce yapılan
işlemlerin tekrarlanması gerekiyor.

Organik tarımda kontrolün amaçlarından biri de riskin
değerlendirilmesi. Bu nedenle kontrollerin yetiştiricilik veya üretim için
önemli dönemlerde yapılması gerekiyor. Örneğin, ekim–dikim ve hasat dönemleri,
zirai mücadele ve gübre kullanımları, toprak işleme, tohum yatağı hazırlama,
girdinin işletmelere girişleri, ürün işleme, kurutma, paketleme gibi aşamalar
bulaşma riski taşıdığı için KSK, kontrolleri bu dönemlere denk getirmeye özen
gösteriyor. Yasa gereği çift kabuklu yumuşakçalar dışında diğer alanlardaki
yetiştiricilik için en az bir kez kontrol yapılması gerekiyor.

KSK, üreticinin
satışa sunacağı bir ürünün üretiminin organik tarım kurallarına uygun
olmadığını anlarsa ne yapıyor, nasıl bir yaptırım uyguluyor?

KSK kendi belirleyeceği bir süre içerisinde üreticiden
duruma ilişkin açıklama yapmasını, gerekli bilgi ve belgeleri göndermesini
talep ediyor. Bu süreçte ürünün organik olarak satılmasına izin verilmiyor.
Kontrolör, yönetmelik hükümlerine uymayan üretim teknikleri ve girdilerin
kullanıldığından şüphe duyarsa, analiz için ürün örnekleri alıyor.

Bu örnekler, TS EN ISO/IEC 17025 standardına göre akredite
laboratuvarlarda analiz ettiriliyor. Kontrol edilen arazide boş ilaç
kutularının, kimyasal gübre  çuvallarının bulunması, ilaçlama
yapılmışçasına arazinin yabancı ot, zararlılar ve hastalıklardan ari (arınmış)
olması, otoyola yakınlık, yan komşuların yoğun girdili üretim yapıyor olması ve
izolasyon mesafelerinin olmaması, araziye yakın bir fabrikanın bulunması,
sulama suyunun temiz olmaması, hatta yaprağın rengi, kullanılan gübreler, arazi
ve bölge verilerine göre alınan verim karşılaştırması, organik mücadele
malzemelerinin (püskürtücüler vb.) ortak kullanılması gibi durumlar, kontrolör
için üretimin organik tarıma uygun olmadığı yönünde birer şüphe faktörü
olabilir.KSK’lar, ürünü, araziyi, üreticiyi sistemden çıkartmayı gerektirecek
yasaya aykırı uygulamalar varsa uygun gördükleri yaptırımı da içeren karar
yazısını, (varsa üreticinin itirazıyla birlikte) yıllık raporlarında Bakanlığa
bildiriyor.

Yetkilendirilmiş kuruluş tarafından uygun görülen
yaptırımlara itiraz edilirse, Bakanlık konuyla ilgili inceleme ve yeni belgeler
isteyebiliyor. İtiraz ve şikâyetle ilgili bilgi ve belgeleri inceleyen Bakanlık
kararını taraflara iletiyor. Yetkilendirilmiş kuruluş tarafından sistemden
çıkarılan üreticiler diğer yetkilendirilmiş kuruluşlara da bildiriliyor.

Bir kontrolör
bir yılda kaç üreticiyi denetleyebilir? Bu konuda bir sınırlama yoksa bu
denetimler sağlıklı yapılabilir mi?

Bakanlık, kontrolörlere yılda denetleyebilecekleri çiftçi
sayısı/yapabilecekleri kontrol sayısı konusunda sınırlama getirmiş durumda. Bu
sınırlamaya uyulup uyulmadığı Bakanlık tarafından denetleniyor. Bu sınırlama,
konuya verilen hassasiyeti de gösteriyor. Bir kontrolör yıllık en fazla 800
üreticinin faaliyetlerini kontrol edebiliyor. Bu sayı fazla gibi görünebilir
ancak, Türkiye’nin ihrac ürünlerindeolan incir, kayısı, fındık gibi bölgesel
olarak tek tip üründe organik sertifikasyon yaygın olduğu için kontroller çok
daha hızlı ve topluca yapılabiliyor. Üreticilerin hepsi yazlık–kışlık ve
çeşitli üretim yapan büyük firmalar değil.

Üreticiden ya
da işletmeden denetim için hangi belgeler ve bilgiler isteniyor? Hangi
bilgilerin kayıtları tutuluyor?

Arazide yapılan tüm uygulamalardan KSK'nın haberi olması
gerekiyor. Bu amaçla üreticiden, aylık ya da uygulama dönemine uygun
periyotlarda KSK’ya rapor hazırlaması isteniyor. KSK, üretim aşamaları hakkında
bilgiler istiyor ve bunlara ait belgeleri topluyor (yıllık üretim ve münavebe
planları, üreticinin geçmiş yıllarda yaptığı tüm tarımsal faaliyetler, ana
çoğaltım materyallerinin tohum, fide, fidan– organik, yerel tohum veya ilaçsız
olduklarına dair beyanlar, ağaçların, fidanların yaşı, birim ağaçtan alınan verimi,
bitki koruma ürünlerinin faturaları, gübre reçeteleri ve uygulama zamanları,
hasat zamanı, hasatın şekli, bölgede ürüne özel tahmini verim miktarı, toprak
çeşidi, gübreleme, toprak işleme, depolama, etiketleme, faturası, giriş–çıkış
miktarları, pazarlama, nakliye, ambalajlama). Bu kayıtların dışında arazi
tespiti için tapu, çiftçi kayıt sistemi bilgileri, kroki, kira sözleşmesi gibi
bilgileri de isteyerek inceliyor.

Üreticinin
ürettiği organik ürünün arasına konvansiyonel karıştırarak satıp satmadığı nasıl
denetleniyor? Kontrol ve sertifikasyon aşamasından sonraki süreç nasıl
izleniyor?

Üretici, KSK ile sözleşme imzaladıktan sonraki 12 ay boyunca
–bir sonraki sözleşme dönemine kadar– firma yetkilileriyle iletişim halindedir.
Kontrolör denetim sırasında tuttuğu kayıtları, tahmini üretim miktarlarını,
üretim planını ve kullanılacak girdileri yıl boyunca da izler. Organik ürünlere
verilen ürün sertifikalarında, ürün miktarlarının belirtilmesi zorunludur.
Elma, armut, çilek, domates gibi işlenmemiş ürünlere toptan ürün sertifikası
düzenlenir. Yapılan satış miktarının yedi gün içinde KSK’ya bildirilmesi
gerekir. KSK yetkilisi bu satışların takibini yapar. KSK, satışa dair
bilgilerdeki miktarları stok takip sistemine kaydeder ve yıl sonunda ne kadar
satış yapıldığını, varsa açık ve fazlaları kontrol eder.

Eğer kontrolde kayıt altına alınan üretim miktarları, don,
sel, hastalık yüzünden ciddi azalmalara neden olmuşsa, üreticinin bunların
bilgisini de KSK’ya yazılı olarak beyan etmesi gerekir. Bu takip sisteminin
güçlü kurulması üreticinin, örneğin 10 ton soğana konvansiyonel ürün ekleyip 11
ton olarak satmasını engeller.

İşlenmiş ürünlerdeyse (salça, konserve, tarhana un vb.)
düzenlenen ürün sertifikasının onaylı fotokopisinin üzerine üretici tarafından
yapılan satış belgelerinin numarası yazılıp, onaylanır. Yapılan satışlar 15 gün
içinde KSK’ya bildirilir ve KSK tarafından bu stokların takibi yapılır. Böylece
kontrolörün üretime gittiğinde kayıt altına aldığı bilgiler sayesinde satış
sonrası stokların tespiti yapılabilir. Kayıt altına alınan veriler ile
stokların ve satış takibi sonuçlarının birbiriyle tutarlı olması gerekir. Ürün
sertifikalarının OTBİS sistemine girilmesi de, takibin, il müdürlükleri ve
Bakanlık yetkilileri tarafından izlenmesini sağlar.

Toprağın
kalıntıdan, zirai ilaçlardan arınma süresi nedir?

Tarımda kullanılan ilaçların etken maddeleri farklı olduğu
gibi, bu maddelerin toprakta yarılanma süreleri de birbirinden farklı. Bu süre
toprağın yapısına, su tutma kapasitesine, iklim şart-larına, sulama şekli ve
miktarına bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. En önemlisi ilacın aktif
maddesinin yapısı. Yapılan çalışmalar, ortalama 2 ila 3 yıl arasında toprağın,
söz konusu aktif maddelerden arındığını ortaya koyuyor. Bu nedenle organik
tarıma geçiş süreçleri 2 veya 3 yıl. Her yıl yeniden ekildikleri için tek
yıllık bitkilerde sirkülasyon daha hızlıyken, çok yıllık bitkiler sabit
oldukları için geçiş süreleri daha uzun.

Organik
pazarları kimler, nasıl yönetiyor ve denetliyor? İnternet projeleri, marketler,
dükkânlar nasıl denetleniyor?

Organik pazarlar, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı mevzuatları ve
Belediyeler kanunları gereğince, belediyeler tarafından yönetiliyor ve
denetleniyor. Ancak organik pazarlama ve organik pazarlar Türkiye’de henüz
gelişmekte olan bir alan olduğu için bazı belediyeler bu konuda destek ve
danışmanlık alıyor. Bu nedenle İstanbul’daki pazarların tamamı, İzmir Bostanlı
ve Konya Meram pazarları sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle yürütülüyor.

Organik pazarların denetimi belediyeler haricinde Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı. Bakanlık teşkilatı elemanları, organik
pazarları sık sık denetliyor; ürün sertifikalarını, etiketleri, ürünlerin alım
faturalarını kontrol ediyor; ürünlerden numune alarak analize gönderiyor ve
Bakanlığa raporlama yapıyor. Belediyeler ve ilgili sivil toplum kuruluşları
tarafından organik pazarlara giren tüm ürünlerin kayıtları tutuluyor,
sertifikaları kontrol ediliyor, sertifikadaki ürünlerle gelen ürünler
karşılaştırılıyor, ürün etiketleri kontrol ediliyor, üreticinin satış bilgileri
kayıt altına alınarak ilgili sertifika kuruluşuna bildirilerek üreticinin stok
takibi sağlanıyor, üreticiden ürün temin eden aracı esnafın alıma dair
müstahsil belgesi (gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden satın alınan
ürünler için düzenlenen belge) veya faturaları kontrol ediliyor. Buğday Derneği
ve ETO Derneği ekolojik pazarlar konusunda birer standart oluşturmuş durumda.
Bu iki kurumla işbirliği içindeki belediyelerin açtığı organik semt pazarları
organik tarım ve pazarlarla ilgili mevzuatlar haricinde, bu özel standartlar
kapsamında da denetleniyor.

ETO pazarlarını rutin olarak bir kontrol ve sertifika
kuruluşu denetlerken, aynı işlevi Buğday Derneği’nin %100 Ekolojik Pazarlarında
derneğin kendisi üstleniyor. %100 Ekolojik Pazarlarda ürün satan esnafın
stokları takip ediliyor, depo denetimleri yapılıyor, ürünler belediyeler ve
dernek tarafından analize gönderiliyor, derneğin ziraat mühendislerince arazi
ziyaretleri yapılıyor.

İnternet projelerini, marketleri, dükkânları ise Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığı il ve ilçe teşkilatları belirli aralıklarla
denetliyor. Ayrıca tüketici şikâyetlerini de dikkate alan Bakanlık teşkilatı,
özel olarak da ilgili noktalara denetime gidiyor.

Bir üretici
organik tarıma başladığı ilk yıl hasat ettiği ürünleri organik olarak
pazarlayabilir mi? Bir geçiş süreci var mı?

Organik tarıma başlanacak bir arazide, geçmiş dönemlerde
yapılan zirai ilaç ve suni gübre gibi uygulamalar sonucunda kirlenen toprağın
arınması için, bir geçiş dönemine ihtiyaç duyulur. Organik tarıma başlayan bir
üretici ürünlerini hemen organik ürün olarak pazarlayamaz. Arazisi önce geçiş
sürecine alınır ve süreç tamamlandıktan sonra ürettiği ürünler organik
sertifikasıyla pazarlanabilir . Bu süreç her bitki türü için farklıdır. Örneğin
tek yıllık buğday, patates, yeşillikler, domates, brokoli gibi bitkilerde ekim
tarihinden itibaren en az iki yıl; yonca, üçgül, korunga, fiğ gibi mera ve yem
bitkilerinde yem olarak kullanılmasından önce en az iki yıl; meyve türleri gibi
yem bitkisi dışındaki çok yıllık bitkilerde ise ilk organik ürün hasadından
önce üç yıl geçiş sürecine ihtiyaç vardır. Eğer bir üretici organik tarım
yapacağı alanda, yönetmeliğin ilgili bölümlerinde yasaklanan girdileri, geriye
dönük olarak en az üç yıl kullanmadığı
belgelendirir ve KSK yaptığı kontrolde kısaltmayı uygun bulursa, geçiş
süreci bir yıl kısaltılabilir. Geçiş süreci, tek yıllık bitkilerde 12 ay, çok
yıllık bitkilerde 24 aydan daha az uygulanamıyor. Birinci geçiş yılı içindeki
ürünler, organik tarıma yeni başlanan ürünler olarak değerlendirildiği için
konvansiyonel statüde sayılıyor ve konvansiyonel olarak pazarlanabiliyor.
İkinci ve üçüncü geçiş yılı içerisindeki ürünler organik ürün olarak
sertifikalandırılmıyor, “geçiş süreci ürünü” olarak pazarlanabiliyor. Geçiş
süreci ürünlerinde organik ürünü çağrıştıracak tasarımlar yapılmasına izin
verilmiyor. Bu ürünlerin etiketlerinde “geçiş süreci ürünü” olduğunun
belirtilmesi gerekiyor.

Geçiş süreci ürünlerinde organik tarım logosu kullanılamıyor.
Organik hayvansal üretimde geçiş süreci ürünü olmuyor. Ürünler organik statüye
ulaştığı belirlendikten sonra organik hayvansal ürün olarak pazarlanabiliyor.

Organik tarım
yapılan arazinin sanayiden, konvansiyonel tarım alanlarından ve otoyoldan ne
kadar uzak olması gerekiyor?

Otoyola yakınlık, yan komşuların yoğun girdili üretim
yapıyor olması ve izolasyon mesafelerinin olmaması, araziye yakın bir fabrika,
sulama suyunun kirli olması, kullanılan malzemelerin konvansiyonel tarım
alanlarında da kullanılıyor olması gibi durumlar, üretimin organik tarıma uygun
olmadığı yönünde şüphe uyandırabiliyor. Konvansiyonel üretimde kullanılan
binalar, alet ve ekipmanlar temizlenip dezenfekte edildikten sonra organik
üretimde kullanılıyor. Ancak dezenfeksiyon için kullanılan malzeme de sınırlı.
Organik tarım yapılan alanlarda kullanılacak mekân, alet ve ekipmanlar su, su
buharı, çamaşır suyu, kireç, doğal bitki özleri, sitrik asit ve arapsabunu ile
dezenfekte edilebiliyor. Üreticiler, ürünlerin karışma riskine karşı gerekli
önlemleri alması kaydıyla, organik ve organik olmayan ürünleri aynı zamanda
hasat edebiliyor.

Üreticinin, ürünlerin hasat günleri, saatleri, devreleri,
kabul tarih ve zaman bilgilerine ait kayıtları tutması ve KSK’ya bilgi vermesi
gerekiyor.

Organik bitkisel üretimde komşu arazide yapılan üretim
önemli. Komşu araziden gelebilecek kimyasal girdilere karşı izolasyon
önlemlerinin alınması gerekiyor. Doğal izolasyonun olmadığı durumlarda
üreticinin bulaşmayı engelleyecek tedbirler alması gerekiyor. Arazi çevresine
çit bitkileri dikilebilir, perde çekilebilir, saman balyalarıyla ya da ham
bezle araziyi çevrilebilir, bambudan setler yapılabilir.

Komşularla aradaki mesafe risk oluşturduğu için, yapılan
denetimlerde bu mesafeler kontrol ediliyor ve bulaşma olasılığına karşı, yan
parsele sınır alanlardan numune alınıyor. Meyve yetiştiriciliğinde ikişer ya da
üçer sıra bırakarak izolasyon mesafeleri oluşturulabilir. Ancak izole edilen
bölgelerden ürün toplanmaması için üreticinin önlem alması ve KSK’ya bilgi
vermesi bekleniyor. Sanayi tesisleri ve termik santrallere yakın arazilerde
organik tarım yapılması uygun bulunmadığı gibi, karayoluna yakın yerlerde de
yapılamıyor. Egzozlardan çıkan kurşun, bitkilerde ağır metal olarak biriktiği
için, arazinin yola yakınlığına ve yoldan geçen araç sayısına bakılıyor;
şüpheli bir durumda ağır metal analizi yapılarak birikmenin oranına bakılıyor.

Organik tarım
yapan bir üretici aynı zamanda konvansiyonel tarım yapabilir mi?

Bir üretici bir arazide veya birimde organik tarım yaparken
çiftliğin ya da işletmenin ayrı bir kısmında da konvansiyonel tarım
yapabiliyor. Ancak bu iki bölümün birbirinden tamamen ayrılmış olması
gerekiyor. Bir üretici aynı ada/parselin birkaç dönümünde organik, geri kalan
kısmında ise konvansiyonel üretim yapamıyor. Farklı bölgelerde bulunan
ada/parsellerin birinde organik, diğerinde konvansiyonel üretim yapılabiliyor.
Örneğin, bir üretici beş adet parselinden birinde organik tarım yaparken, diğer
dördünde konvansiyonel tarım yapabiliyor ancak bu arazilerin birbirine yakın
olmaması gerekiyor. Yakın mesafelerde bulunuyorlarsa aralarında izolasyon
mesafeleri kurulması isteniyor.Aynı alanda birkaç ünitenin işletilmesi
durumunda, organik olmayan ürünlerin üretildiği tarlalar, üniteler ve depolar
da kontrol ediliyor. Konvansiyonel olarak yetiştirilen hayvanların barınak ve
arazilerinin, organik olarak yetiştirme yapılan birimlerden açıkça ayrı olması
gerekiyor. Bitkisel üretim yapılıyorsa, birbirinden kolayca ayrılabilen
çeşitlerin yetiştirilmesi gerekiyor.Öte yandan bir işletmede, organik tarım
yöntemiyle üretilen ürünle aynı tür ve çeşitten olan ya da bu ürünlerden
kolaylıkla ayırt edilemeyen konvansiyonel ürünler bir arada üretilemiyor.
Ancak, çok yıllık bitkilerin üretilmesi durumunda, üretici, işletmenin tamamını
en geç beş yıl içinde organik üretime geçireceğini taahhüt etmeli. Bu taahhütü
yerine getirirken hem organik hem de konvansiyonel ürünlerin hasatlarını ayrı
ayrı yerlerde tutacak önlemler alması ve her aşamada kayıt etmesi ve bildirimde
bulunması gerekiyor. Geçiş planı sürecinde her yıl bu şartlar yerine
getirilirse, organik ve konvansiyonel üretimin aynı işletmede yapılmasına izin
veriliyor.

Muşmula, ceviz,
avokado, badem, keçiboynuzu gibi türlerin zaten ilaçlanmadığı, doğada
kendiliğinden yetiştiği gibi yaygın bir kanı var. Bunların organik olarak
sertifikalandırılmasına gerek var mı?

Evet. Çünkü, ürünlerin dağda, ormanda, merada ya da insanın
erişemediği yerlerde kendiliğinden yetişmesi veya bitki koruma uygulamalarına
fazla ihtiyaç duymaması, bir ürünü organik olarak tanımlamamız için yeterli
değil. Organik yetiştiricilik için sadece bir ürüne ilaç değmiyor olması
yeterli değil. Denetlenmesi, izlenebilirliği, kayıtlı olması gibi gereklilikler
büyük önem taşıyor. Bazı türlerin, kendi fizyolojik özellikleri nedeniyle hastalıklara,
zararlılara, yabancı otlara ve kuraklık, tuzluluk gibi çevresel faktörlere
dayanıklı olduklarından söz edebiliriz. Ceviz, kestane, kuşburnu gibi türler
dağlarda, ormanlarda, bayırda, yol kenarlarında kendiliğinden yetişebiliyor.
Ama otoyola yakın oluşları (egzoz gazı vb. etkiler nedeniyle), yan araziden
üzerlerine ilaç bulaşıp bulaşmadığı, kimyasal gübre atılıp atılmadığı gibi
değişkenlerin durumuna göre yapılan belgeleme, sadece organik tarımda
uygulanıyor. Günümüzde kestane, kuşburnu, kızılcık, ceviz gibi türler kültüre
alınmış (bkz. Tanımlar s.64) bahçelerde üretilebiliyor. Bu yoğun yetiştirme
alanlarında yabani ot veya zararlı böcek ilaçları ve kimyasal gübre
kullanılabiliyor. Örneğin, avokado zirai mücadele gerektirmeyebilir ancak
avokadolar genellikle narenciye bahçeleri arasında oluyor ve narenciyeye
yapılan ilaçlamadan etkilenebiliyor.

Bir diğer önemli konu da, ürünlerin stok takibi ve
izlenebilirliği. Çok güvendiğiniz bir köylü, hiç ilaç atılmayan cevizlerine
talep fazla olduğunda hiç tanımadığınız bir komşusunun cevizlerini, muşmulasını
ya da kızılcığını alıp satmaya başlayabilir. Bu nedenle ürün ne olursa olsun
sertifikasyon için kontrol ve izlenebilirliğe ihtiyaç duyuluyor.

Ürünler,
organik sertifikası verilmeden önce analiz ediliyor mu?

Organik tarım kanun ve yönetmeliklerine göre böyle bir
zorunluluk yok ama pratik olarak bu sorunun yanıtı, evet. Çünkü özellikle,
tarlaların arasındaki mesafeler bulaşma riski oluşturuyor. Bir ürünün ihraç
edilecek olması, konvansiyonel tarım yapan komşu çiftçinin alet ve malzemesinin
kullanılma riski, birçok küçük çiftçinin tek sertifika altında bir arada olduğu
projeler ve Türkiye’de bir ürün grubunda ruhsatlı olmayan zirai ilacı başka bir
üründe kullanma alışkanlığı bu analizleri gerekli kılıyor. Ancak asıl olan
üreticinin etik değerlere sahip olup olmaması, kontrolü yapan kişinin ve
kontrol kuruluşunun profesyonelliği. Ürün grubuna, bölge ve iklim koşullarına
göre doğru zamanda araziye çıkmadan; toprağın, ağacın, bitkinin, yabani otların
durumuna göre, komşu arazi ile organik arazinin farklarını analiz etmeden;
bölgedeki hastalıkları, zararlıları, konvansiyonel ürünlerden elde edilen
verimi bilmeden; zararlılar, hastalık ve yabancı otlarla nasıl mücadele
edildiğini, toprak verimliliğinin ve üründeki verimliliğin nasıl sağlandığını
sorgulamadan; tohumdan organik mücadeleye kadar her türlü girdinin belge ve
faturalarını, kutularını kontrol etmeden; üreticisine, komşusuna, muhtara,
çalışanına, aileden diğer kimselere aynı soruları sormadan; depoları, stokları
denetlemeden yapılan analiz tek başına yeterli değil.

Ne tür
analizler, hangi sıklıkta yapılıyor?

Çeşitli ürün gruplarında farklı analizler yapılabiliyor.
Yapılan analizin türü ve ürün grubu kontrolör tarafından belirleniyor. Organik
tarım yöntemiyle yetiştirilen ürünlerde, balda antibiyotik analizi, şeker
saflık analizi; bal ve balmumunda naftalin analizi; sebze meyvede nitrit,
nitrat analizleri ile tüm gıdalarda ağır metal ve pestisit analizi vb.
yapılabiliyor. Pestisit analizleri istenirse çok detaylı olabiliyor ve 200’den
400’e kadar aktif maddenin kontrolü yapılabiliyor.

Ağır metal analizlerinde de en çok cıva ve çinko ile egzoz
gazından kaynaklı olabilecek kurşun oranlarına bakılıyor.Analiz sıklığı pek çok
etkene bağlı olarak değişebiliyor: Kontrol firmasının uygulamaları; kontrolörün
gözlem ve tespitleri; üretici, ürün ve ürün deseni/çeşitliliği; komşu
arazilerin durumu; sera ürünü olup olmaması; ihracata gidip gitmemesi; karışık
ekim olup olmaması; çok üreticili bir proje olup olmaması; bölgedeki hastalık
ve zararlıların yoğunluğu; arazinin otoyola yakınlığı; otoyoldan geçen araç
sayısı gibi etkenlere göre analiz sıklığı değişiyor.Genellikle doğru zamanlama
ile birçok ürünün ve arazinin farklı yerlerinden alınan yaprak örneklerinin
analizi, üreticinin ürün yelpazesine göre yılda bir–iki defa yapılabiliyor.
Kontrol firması uzun zamandır organik tarım yapan ve sadece narenciye üreten
bir üreticisine güveniyor ise sadece kış sezonuna girmeden önce bir defa yaprak
numunesini yeterli bulabileceği gibi, çok sayıda üreticinin bir arada olduğu,
yaz–kış üretim yapan bir projede bir yıl içinde iki–üç kez çok sayıda
üreticiden birçok farklı numune alarak da analiz yaptırabiliyor. Yaprak
analizinin yanı sıra, ürünün hasat edileceği dönemde, ürünlerden numune alıp
analize gönderdikten sonra alınacak sonuca göre satışa izin verildiği durumlar
da olabiliyor.

İsteyen herkes,
organik ürünlerden örnek alıp analiz yaptırabilir mi? Numune alma konusunda
özel bir yöntem var mı?

Ürünlerden numune alma ve kalıntı analizi yaptırma yetkisi,
kontrol ve sertifikasyon kuruluşu ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
yetkililerine ait. İsteyen herkes ürünlerden numune alıp analize gönderebilir
ancak sonuçların kamuoyuna açıklanması, üretici ve kurumların haklarının ihlali
anlamına geliyor. Bu durumda, numunesi alınan üründe kalıntı çıkarsa
yetkililere bildirilmesi gerekiyor. Bu tip açıklamaların bir sektörü, bir
firmayı/üreticiyi karalamak isteyen çıkar çevreleri, rakipler ya da spekülasyon
arayışı içindeki kuruluşlar tarafından yapılıp yapılmadığının tüketici
tarafından sorgulanması gerekiyor. Örneğin, %100 Ekolojik Pazarlarda analize
gönderilen ürünlerle ilgili sonuçlar olumsuz çıkarsa, yetkili kurum ve
kuruluşlarla paylaşılması gerekiyor. Bu tip durumların önlenmesi amacıyla,
numune alma yöntemleri belirlenmiş. Buna göre, numunenin alındığı üretici ve
yerin yasal olarak belgelenmesi gerekiyor. Yani ürünün ilgili üretici veya
dükkâna ait olduğunun kanıtlanabiliyor olması isteniyor. Ayrıca ürünün el
değiştirmediğinden emin olunması da önemli, çünkü sertifika fotokopi ile
çoğaltılabiliyor, fatura ile alınan bir ton, bir manavda başka ürünlerle
karıştırılarak on ton olabiliyor. Örnekler alınırken zigzag metodunun (farklı
noktalardan numune alma) uygulanması ve bulaşma riski göz önünde
bulundurularak, komşu arazilerle arasındaki mesafelere dikkat edilerek farklı
noktalardan alınması gerekiyor. Kesinlikle ikinci bir şahit numune alınmalı.
Ürünlerin mühürlü poşetlere konarak gerekli tutanağın tutulması ve ilgili
taraflarca imzalanması da numune alınırken uyulması gereken kurallardan biri.
Ayrıca ürünün nakliyesi, depolama ve pazarlama şeklinin sorgulanması bulaşma
olasılığının anlaşılması açısından önemli. Örneğin, öncesinde konvansiyonel
elma konulan bir tezgâh ya da depoya hemen arkasından organik elma konduğunda
gerekli temizlik işlemleri yapılmadıysa pestisit bulaşma riski oluşabiliyor.

Organik ürün
analizleri herhangi bir laboratuvarda yapılabiliyor mu?

Organik ürün analizleri her istenilen laboratuvarda
yapılamıyor. Sadece ISO 17025’e (Deney ve Kalibrasyon Laboratuvarlarının
yeterliliği için genel şartlar) göre akredite bir laboratuvarda yaptırıldığında
geçerli sayılıyor. Yani, kontrolör bir numuneyi analiz yaptıracağı
laboratuvarda, ISO 17025 akreditasyonu aramak zorunda. ISO 17025, International
Standards Organizationstarafından yayımlanan “tarafsızlık, gizlilik,
izlenebilirlik ve bağımsız karar verme” gibi şartların sağlanmasını zorunlu
kılıyor. Türkiye’de bu standarta göre, Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK)
tarafından yetkilendirilmiş laboratuvarların analizi geçerli kabul ediliyor.
TÜRKAK, yurtdışında da kabul görüyor. Bir laboratuvar, TÜRKAK tarafından
akredite olduğunda tekrar aynı standart için İngiltere veya Almanya’dan
akredite olmasına gerek yok. Yapılacak analizin de bu akreditasyon kapsamında
olması gerekiyor.

Bir üründe
kalıntı çıkması ne anlama geliyor? Ürününde kalıntı çıkan üreticinin
sertifikası iptal oluyor mu ?

Bir üründe kalıntı çıkması, ilk aşamada ilgili ürüne veya
üreticiye ait tüm ürünlerle ilgili tedbir alınmasına, yani geçici olarak
satışının durdurulmasına neden olur. Bununla birlikte, şahit numuneleri analize
sokma, yeni numuneler alma, bulaşma olasılığını ve sorunun kaynağını araştırma,
üreticinin savunmasını alma süreçlerine girilir.Üründe kalıntı olduğu
belirlenirse şahit numuneye de analiz yapılması istenir. Analiz sonucunda
belirlenen aktif maddelerin hangi zararlılara, hastalığa ya da yabancı ota etki
ettiğinin araştırılması; bölgenin, komşuların ve arazinin durumunun yeniden
değerlendirilmesi ve ilacın o arazide kullanılıp kullanılmadığının sorgulanması
gerekir. Ne yazık ki bazen akredite laboratuvarlarda bile hatalı sonuçlar
alınabiliyor. Şahit numunede de kalıntı çıkması durumunda ürünün el
değiştirmesinde kimin sorumlu olduğu ve üründe karışma veya bulaşmaya neden
olabilecek durumların geriye dönük olarak sorgulanması gerekir. Nakliye
sırasında kullanılan kasalardan, depolardan ve komşu arazilerden de bulaşma
olabilir. Bulaşma, organik tarımda ciddi bir risk faktörü olduğu için, paralel
üretimin (bkz. Tanımlar s.64), depolamanın, ambalajlamanın,etiketlemenin,
nakliyenin olduğu durumlarda bulaşma riskini ortadan kaldıracak ciddi
önlemlerin alınması istenir. Tüm bu incelemelerin sonucunda arazide veya üründe
kalıntı kesinleşirse, ilgili ürünün geldiği arazi tekrar organik tarıma geçiş
sürecine alınır veya geçiş sürecindeyse bu süre uzatılır. Kasıtlı bir durum
belirlenirse 32. soruda açıklanan yaptırımlar uygulanır.

Medyada bazen,
organik ve konvansiyonel ürünlerdeki zirai ilaç kalıntılarına dair bazı iddialar
yayımlanıyor. Bu haberler ne derece güvenilir?

Bu konuda yapılan haberlerde, öncelikle analiz konusunda
yetkilendirilmiş laboratuvarlar ile numune alma usullerini yerine geitirip
getirmedikleri önemli. Ama iş bu kadarla kalmıyor.

Çiftçinin elinde olmayan, nakliyeden depolamaya ve tezgâha
kadar, bulaşmaya neden olabilecek durumlar nedeniyle, ürünlerde kalıntı
çıkabileceğini göz önünde bulundurmak gerek. Çoğunlukla yapılan haberlerde bu
kadar detaylı inceleme yapılmadığı için analiz sonuçları, çiftçinin ya da
satıcının aslında sorumlu olmadığı bir durumdan ötürü karalanmasına neden
olabiliyor. Bu nedenle yetkisi olmayan kurumların usulüne uygun olmadan, çok az
sayıda örnekle yaptıkları analiz ve karşılaştırmaların gerçeği yansıtması
beklenemez.Organik ürünlerin analiz sonuçları değerlendirilirken yapılan
hatalardan birisi de “örnekleme” kavramı ile ilgili. Konvansiyonel ürünler ve
organiği karşılaştırmak isteyenler genellikle her iki ürün gruptan da
beşer–onar ürün alarak karşılaştırma yapma yoluna gidiyor. Oysa bu miktarda
“örnekleme”lerin istatistik sonuçları yanlış anlamalara neden oluyor. Beş
örnekten (bunların üçü de tek üreti-ciden olabilir) birinde kalıntı çıkması,
istatistik olarak, ürünlerin yüzde 20’sinde kalıntı çıkması anlamına geliyor.
Bu çok ciddi bir oran ve haberde “organik ürünlerin yüzde 20’sinde kalıntı var”
şeklinde yanlış bir ifadeye yol açabiliyor. Oysa bu tesadüfi bir durum ve tek
bir üretici yüzünden 40 bin üretici zan altında kalabiliyor.

Sağlıklı bir istatistik çalışması, örneğin bin farklı ürün
ve üreticiden uygun usullerde örnek alındığı ve bu örneklerin yetkilendirilmiş
laboratuvarlarda analizlerinin yapıldığı durumlarda yapılabilir. Bu durumda 10
üründe kalıntı çıksa bile bu, yüzde 1’e denk gelir.

Akredite
laboratuvarlarda zirai ilaç kalıntı analizlerinde ölçüm hassasiyeti nedir?
Konvansiyonel ve organik gıdalarda kalıntı limitleri aynı mı?

Karşılaştırmalarda yapılan diğer bir hata “limit” kavramıyla
ilgili. Organik üründe belirlenen alt limitler ile konvansiyonel üründeki alt
limitler farklı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, organik üründe herhangi
bir kalıntıyı kabul etmiyor. Konvansiyonelde ise izin verilen limitler var.
Konvansiyonel ürünlerde kullanılan pestisitlerdeki her bir aktif maddenin, her
bir ürün için kabul edilebilir en yüksek kalıntı limitleri (MRL: Maksimum
Rezidü Limit) belirlenmiş durumda. Bu limitler Türk Gıda Kodeksi

Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’nde
tanımlanıyor.Organik üründe ise “limitlerin üzerinde çıktı” ifadesi, akredite
laboratuvarlarda kullanılan cihazların ölçebilecekleri en alt düzey olan 0,01
mg/kg–0,02 mg/kg’ın üstünde kalıntı çıkması anlamını
taşıyor.Oysadeltamethrinaktif maddesinin konvansiyonel bir gıdada; örneğin
elmada maksimum kalıntı limiti 0,2 mg/kg iken, nohutta 1 mg/kg, tahıllarda 2
mg/kg, domateste ise 0,3 mg/kg. Organik üründe 0,03 gibi bir değer limit üstü
kabul edilirken, konvansiyonel bir nohutta bunun 33 katı kalıntı, limitin
altında kalabiliyor. Dolayısıyla tüketiciler organik ürün ile konvansiyonel
ürün kalıntılarının limit değerlerini aşması konusunda yapılan
karşılaştırmalarda ciddi bir şekilde yanıltılabiliyor.

Bir üründe
kalıntı çıkmaması o ürünün organik olduğunu gösterir mi?

Hayır göstermez. Çünkü organik tarım sadece analize dayalı
bir uygulama değil. Eğer sadece analize dayalı bir üretim şekli olsaydı,
uluslararası boyutta bir kontrol ve sertifikasyon sistemine gerek kalmaz,
analize tabi tutulan ürünler stok takibiyle kontrol edilebilirdi. O zaman,
üretim aşamasında ve geriye dönük izlenebilirlikte hiçbir kontrole gerek
kalmazdı. Kimyasalların yapılarına göre belli yarılanma ömürleri vardır.
Yarılanma ömrü, “bir maddenin içindeki kimyasalların, başlangıçtaki miktarın
yarısına düşmesi için gereken zaman” şeklinde tanımlanabilir. Bu süre maddeye
göre farklılık gösterir. Analizini yaptırdığımız aktif madde bir süre sonra
laboratuvar ortamında tespit edilemeyebilir ama bu, tamamen temizlendiğini
göstermez. Organik ürünler ppm dediğimiz “milyonda 1 parçacık” veya mg/kg
düzeyinde ölçüm yapan akredite (ISO 17025) laboratuvarlarda analize tabi
tutulsa da, önemli olan kontrolörün araziye doğru zamanda gitmesi, bölgenin
koşullarına hakim olması, hangi zararlının hangi dönemde zarar verdiğini
bilmesi, bölgedeki bitki hastalıklarını ve ilaçlama dönemlerini sorması, komşu
arazilerle karşılaştırmalı gözlem yapması, faaliyetleri bir bütün olarak
değerlendirmesidir.

Analizi yapılan kimyasalların etkinliklerinin düşmesi
nedeniyle organik tarımda, doğru zamanlama ve yaprak analizlerinin yapılmasına
önem verilir. Deneyimler gösteriyor ki, aynı tarlada, aynı üründen farklı
zamanlarda alınan yaprak örneklerinde kalıntı çıkarken, tezgâhtaki sebze ya da
meyveden alınan numuneden aynı zirai ilaç kalıntısı çıkmayabiliyor.

Organik tarımda
çoğaltım materyaliyle (tohum, fide, fidan vb.) ilgili kurallar neler? Organik
tarımda hangi tohumlar kullanılabilir ?

Tohumun, genetik olarak yapısı değiştirilmemiş, döllenmiş
hücre çekirdeği içindeki DNA dizilimine dışarıdan müdahale edilmemiş, sentetik
pestisitler, radyasyon veya mikrodalga ile muamele görmemiş biyolojik özellikte
ve organik üretimin kurallarına uygun olarak üretilmiş olması gerekiyor. Tohum
ilaçlaması kesinlikle yasak. Fidenin, organik tohum veya ana bitkiden elde
edilmiş ve organik üretimin kurallarına uygun olarak üretilmiş olması
gerekiyor. İlaçlı tohumdan elde edilmiş fidenin kullanılmasına izin
verilmiyor.Fidan ve anaçın da (aşı uygulanan ana ağaç) organik materyallerden
(tohum, çelik vb.) elde edilmiş ve organik üretimin kurallarına uygun olarak
üretilmiş olması gerekiyor.Organik tarımda yerel tohum çeşitlerinin ve köylü
popülasyonlarının kullanımına izin veriliyor. Organik sertifikalı tohum, fide
veya yerel çeşitler ve köylü popülasyonlarının bulunamadığı hallerde,–çoğaltım
materyali olarak– organik üretim yöntemiyle üretilmeyen tohumlar, ilaçsız
olması şartıyla kullanılabiliyor. Türkiye’de pazar büyüdükçe organik
sertifikalı tohum ve fide üretimi yaygınlaşıyor. KSK yetkilisi, bitkisel üretim
yapan üreticinin kullandığı tohumları kontrol ederek kayıt altına alıyor.
Tohumların faturaları, organik sertifikalı veya yerel tohum değilse, üretici
firmanın “ilaçsızdır” beyanı kontrol edilip, kaydediliyor. Üreticiler bir kez
organik sertifikalı tohum alıp ürettikten sonra ertesi yıla hazırlık olması
için kendi tohumlarını üretiyor. Tohumların cam şişelere veya boyasız pamuklu
ham bezlere konulup isimlendirilerek ışıksız bir ortamda saklanması gerekiyor.

Organik tarımda
bitkiler hastalık, zararlı ve yabancı otlardan nasıl korunuyor?

 Bitki koruma (tarımsal ve zirai
mücadele) uygulamaları, bitkileri, verim ve kalite sorununa neden olan
etmenlerden korumak ve/veya bitkileri, bu etmenler bulaştıktan sonra tedavi
etmek için yapılıyor. Sağlıklı bitkiler hastalık, zararlı ve yabancı otlara
karşı dayanıklı oluyor. Canlıların yok olması doğadaki dengeyi bozacağından,
organik tarımda bitkilerin korunması için, ekolojik yaşamın
sürdürülebilirliğine zarar vermeyecek önlemler alınıyor; yabancı ot, hastalık
ve zararlıları yok etmek yerine, bu etmenler doğa dostu mücadele yöntemleriyle
baskılanıyor.

Organik tarımda
zirai mücadele nasıl yapılıyor?

Organik tarım kanun ve yönetmeliklerince yasaklanmış, insan
sağlığı ve çevreye zararlı etkisi olan sentetik kökenli zirai ilaçlar organik
tarımda kullanılmıyor. Bitkiler ne kadar sağlıklı yetişirse hastalık, zararlı
ve yabancı otlardan o kadar az etkileniyor. Organik tarımda önemli verim
kaybına neden olan zararlıları tamamen ortadan kaldırmak hedefleniyor. Hedef,
problem olan bu zararlı etmenlerin baskılanması ve yönetimi. Organik tarımda
zararlıların yönetimi, geleneksel bilgi ve yöntemlerle modern teknolojik
uygulamaların birleştirilmesiyle gerçekleşiyor. Hastalıkların, zararlıların ve
yabani otların yetiştirilen ürüne zarar vermemesi için, altı farklı koruyucu
önlem uygulanıyor: Kültürel, fiziksel ve mekanik, biyoteknik, biyolojik,
kimyasal mücadeleler ile yasal önlemler.

Kültürel
mücadele nasıl yapılıyor?

Kültürel mücadele, sağlıklı bitki gelişimi sağlanması,
bitkinin dengeli sulanması, budama yapılırken hastalıklı ve böcekli dallara
dikkat edilmesi, ekim/dikim ve hasat zamanının ayarlanması, gerektiğinde ekim
nöbeti uygulanması, seyrek yetiştirme, o bölgeye ve iklime uygun dayanıklı
çeşitlerin yetiştirilmesi gibi önlemleri kapsıyor. Örneğin, sağlıklı bitkiler
ancak canlı yaşamın sürdüğü sağlıklı toprakta yetişebildiği için organik
tarımda yoğun toprak işlemeye izin verilmiyor. Bitkinin kuvvetli yetişmesi için
hayvansal ve organik sertifikalı gübreler de kullanılıyor. Temiz tohum, fide,
fidan ve diğer üretim materyaliyle üretime başlamak da önemli hastalık, zararlı
ve yabancı ot gelişimini engelliyor. Örneğin, fasulye tohum böceği ile bulaşık
fasulye tohumlarının dikkatsizce ekimi sonucu çıkan erginler, sağlam
tohumlardan gelişen bitkilere zarar veriyor. Hastalık etmenlerinin bir bitkiden
diğerine geçmesini önlemek için kullanılan alet ve ekipmanın temizliği de
önemli. Bitki ekim/dikim ve hasat zamanlamasını iyi yaparak, çoğu zaman
zararlıların verebileceği zarar önlenebiliyor veya en az seviyeye
indirilebiliyor.

Fiziksel ve
mekanik mücadele nasıl yapılıyor?

Bu mücadele zararlıların elle ya da araç ve makineler
kullanılarak toplanması, öldürülmesi ya da davranışlarının bozulması gibi
işlemlere dayanıyor. Uygulama doğrudan zararlıya yapıldığı için kültürel
mücadeleden farklılık gösteren, koruyucu ya da düzenleyici bir yöntem. Bu
mücadele yönteminde zararlıların yol açacağı olumsuzluklar, çit bitkisi dikme,
tel örgü, saman balyalarından bariyer yapma gibi yöntemler kullanılarak
azaltılabiliyor. Örneğin, kuşları uzaklaştırmak için rüzgârla hareket edebilen
renkli levhalar asılıyor. Yapışkan, yem, renk, ışık gibi tuzaklar da
zararlıların yoğunluğunu azaltmak için kullanılıyor. Toprağın güneş ısısından
yararlanılarak dezenfekte edilmesine dayanan solarizasyon yöntemi, tohumların
böcekle bulaşık olup olmadıklarını anlamak için, ekimden önce su dolu bir kabın
içine bırakılması veya malçlama da (toprak yüzeyinin ışık geçirmeyen doğal bir
malzemeyle örtülerek yabancı ot ve tohumların çürümesinin sağlanması) bu
mücadele yöntemleri arasında.

Organik tarımda
zararlılarla mücadele için başka canlılar kullanılıyor mu?

Biyolojik mücadelede, bitkilere zarar veren hastalık, yabancı
ot ve zararlılara karşı başka bir canlıyla mücadele ediliyor. Bu canlılara,
biyolojik mücadele etmenleri ya da doğal düşmanlar adı veriliyor. Örneğin,
uğurböceği olarak bilenen tür, zararlı böceklerin yumurtalarını yiyerek
çoğalmalarını engelliyor. Bu doğal düşmanlar özellikle seralara salınıyor.
Bitki artıklarının yakılması yararlı böceklerin de yok olmasına neden olacağı
için tercih edilmiyor. Biyolojik mücadelede kullanılan etmenler, sadece
böcekler değil faydalı akarlar, bakteriler, virüsler, kuşlar vb. canlılar
olabiliyor.

Biyoteknik
mücadele nedir, nasıl yapılıyor?

Zararlıların normal davranış özelliklerinin bozulması için,
onların yaşayış ve davranışları üzerinde etkili olan doğal veya yapay
maddelerin uygulanmasına biyoteknik yöntemler deniliyor. Bunun için bazı doğal
maddelerden yararlanılıyor. Bunların en yaygın olanı feromonlar. Bir tür
tarafından salgılanan ve sadece o türün bireyleri tarafından algılanan
maddelere feromon deniyor ve tuzakların içinde kullanılıyor. Örneğin, elma iç
kurdu için özel olarak üretilmiş bir seks feromonu bir tuzak içine koyularak
elma ağacına asılıyor. Erkek bireyler seks feramonuna kapılarak dişiyi bulmaya
geliyor ve tuzağın içinden çıkamıyor. Feromonların doğal düşmanlara, bal
arılarına, tozlayıcı böceklere, omurgalı hayvanlara ve insanlara zararlı
etkileri yok.

Organik ürünler
yetiştirilirken kimyasal ilaç kullanılmıyor mu?

Bitki hastalık, zararlı ve yabancı otlara karşı uygulanan
yöntemlerin yetersiz kalması durumunda, organik tarımda insan ve çevre
sağlığına zararlı olmayan organik sertifikalı zirai ilaçlar veya organik
tarımda izin verilen maddeler kullanılıyor. Örneğin, insektisit (böcek ilacı)
olarak, neem ağacından elde edilen Azadirachtin etken maddeli bir ilaç
kullanılıyor. İnsektisit, akarisit, fungusit ve çimlenme engelleyici olarak
nane yağı, çam yağı, kimyon yağı gibi bitki yağları; yumuşakçalara karşı demir
fosfat mollusit gibi bitki koruma ilaçları kullanılıyor. Bunun dışında bitkisel
içerikli ev yapımı pestisit uygulamaları da yapılıyor. Örneğin, kırmızı
örümceklere karşı, belli oranlarda suya karıştırılarak elde edilen tuz spreyi
uygulanıyor. Domates yaprağı da zehirli alkoloid içerdiği için doğal düşmanları
çekmede, yapraklarda görülen noktalı fungal hastalıklara ve mısır yeşil kurduna
karşı etkili.

Organik tarımda
yabancı ot mücadelesi nasıl yapılıyor?

Yabancı otlar toprağın gerçek sahipleri olduğu için,
topraktaki su ve besin maddelerinden, kültür bitkilerine göre daha çok
yararlanıyor. Bu otlar soğuğa, tuzluluğa, kuraklığa, böcek ve zararlılara daha
dirençli. Bu nedenle kültür bitkisi yetiştirmek için yapılan uygulamalar
yabancı otların gelişimini de teşvik ediyor. Yabancı otlar kontrol altına
alınmazsa yetiştirilen üründe %70’lere varan kayıplar olabiliyor. Organik
tarımda yabancı ot mücadelesi işgücüne dayalı. Ev yapımı herbisitlerden
(yabancı ot öldürücü ilaç) ısırgan suyu veya tütün suyunun etkisi güçlü değil.
Bu nedenle mücadele elle, çapayla yolma veya traktörle sürme şeklinde
yapılıyor. Yabancı ot mücadelesinde malç uygulaması da etkili yöntemlerin
başında geliyor.

Organik tarımda
hangi gübrelerin kullanımına izin veriliyor?

Organik sertifikalı sıvı–katı gübre veya yönetmeliğin izin
verdiği gübreler kullanılabiliyor. Ancak üzerinde “organik” ifadesi olan her
gübre organik tarımda kullanılamaz. Gübrelerin de mutlaka organik sertifikaları
olmalı. Organik bir ürünün etiketinde organik tarım logosu, KSK adı, logosu,
kod numarası, ürünün yönetmelik hükümlerine göre kontrol edilip
sertifikalandırıldığı, ürün sertifika numarası gibi ifadelerin aranması gerekiyor.
Organik tarımda konvansiyonel tarımda kullanılan ve halk arasında şeker gübre,
suni gübre, fenni gübre diye adlandırılan gübrelerin kullanımı yasak.
Üreticinin gübre uygulamasından önce KSK’ya haber vermesi ve uygulama
kayıtlarıyla gübrenin fatura kayıtlarını tutması isteniyor. Üreticiler, daha
küçük işletmelerden aldıkları hayvan gübresini tercih ediyor. Araziye
uygulanacak toplam gübre miktarları, yılda hektar başına en çok 170 kg saf
azotu geçemiyor. Bu da pratikte bir dönüme 2–2,5 ton ahır gübresine karşılık
geliyor.Solucan gübresi, çiftlik gübresi, sıvı hayvan dışkıları, kanatlı hayvan
gübresi ve çiftlik gübresini içeren kompost yapılmış hayvan gübreleri, kompost
edilmiş veya fermante evsel atıklar, kültür mantarı üretim atıkları, kurutulmuş
çiftlik gübresi ve susuz (dehidre) kanatlı hayvan gübresi, ağaç külü, alçı
taşı, deniz yosunu ve ürünleri, elementel kükürt, sodyum klorür (ham tuz) ile
kaba öğütülmüş kayaç ve killer organik tarımda gübre, toprak iyileştirici ve
besin maddesi olarak kullanılabiliyor. Endüstriyel tavuk çiftliklerinden elde
edilen gübrelerin kullanımı yasak.

Toprağın
korunması açısından nelere dikkat ediliyor ?

Organik üretimde, toprakta erozyona neden olacak şekilde
toprak işleme yerine basit çapalama ve yüzeysel sürme tercih ediliyor. Derin
sürme tercih edilmiyor. Ekim nöbeti programı içerisinde, baklagil ve derin
köklü bitkilerin yetiştirilmesi sağlanıyor veya yeşil gübreleme yapılıyor. Aynı
bitkinin üst üste aynı bölgede yetiştirilmesi sonucunda, bitki topraktan alabileceği
tüm organik maddeleri alıyor ve sonunda bitkiler topraktan beslenemez hale
geliyor. Bu nedenle ekim nöbeti, organik tarımın olmazsa olmazları arasında yer
alıyor. Toprağa organik madde sağlamanın başka bir yolu da yeşil gübreleme.
Gelişmelerinin belirli bir dönemini tamamlayan baklagil, buğdaygil vb.
bitkilerin, yetiştiği ortamda hasat edilmeden sürülerek toprağa
karıştırılmasına yeşil gübreleme adı veriliyor. Yeşil gübreleme ayrıca
topraktaki K, Ca, Mg gibi katyonların yıkanmasını azaltıyor, yağışların
getirdiği yararı artırıyor, toprak yüzeyinin örtülü olması nedeniyle toprağın
su ve rüzgâr erozyonuna karşı dayanıklılık kazanmasını ve toprakta biyolojik
aktivitenin artmasını sağlıyor. Organik üretimden gelen hayvan gübresi ya da
organik malzemelerin kompost edilmiş olarak kullanılması tercih ediliyor.

Organik tarımda
mevsim dışı üretime/sera üretimine izin veriliyor mu?

Doğal mevsimi dışında sebze ve meyvenin, iklim koşulları
kontrol edilerek kapalı alanlarda üretiminin yapılmasına “sera üretimi” adı veriliyor.
Serada sıcaklığın yüksek olması, yaz mevsiminde yetiştiriciliği yapılan
ürünlerin kışın da yetiştirilebilmesini olanaklı kılıyor. Sağlığa ve çevreye
zararlı girdiler kullanmadan da serada organik ürün üretilebiliyor. Ancak
mevsiminde üretilmeyen sera ürünlerinde tarla üretimi ürünlerin lezzet ve
kalitesini bulmak güç.

Konvansiyonel
seracılık ile organik seracılık arasında ne gibi farklar var?

Doğal olmayan ortam ve şartlar (kapalı alan, nem ve ısı
ayarı vb.) ve birim alandan daha fazla ürün alma isteği sera üretiminin daha
maliyetli olmasını; daha çok ilaç, suni gübre, hormon ve kaliteyi değil, verimi
ön plana çıkaran tohumların kullanımını beraberinde getiriyor. Konvansiyonel
seracılıkta tohumdan toprağa, kökten meyveye kadar her yerde, yoğun kimyasal
tarım ilacı vb. girdiler kullanılıyor. Ama organik tarımda sadece
yönetmeliklerin izin verdiği sınırlı sayıda ve sağlığa zararlı olmayan organik
zirai ilaçlar, tuzaklar ve biyolojik mücadele yöntemleri uygulanıyor. Örneğin
organik tarımda kırmızı örümcek zararlısına karşı zirai ilaç değil örümceğe
zarar veren Beauveria bassianaadlı bir fungus kullanılıyor. Konvansiyonel
seracılığın riskleri arasında ciddi sayıda ve yüksek dozda ilaçlama yapılması,
kullanılması gereken doza sadık kalınmaması ve ilaçlama ile hasat arasında
geçmesi gereken süreye uyulmaması gibi sakıncalı durumlardan söz edilebilir.
Örneğin, özellikle hıyar gibi günlük hasat yapılan türler, ilaç atıldıktan bir
gün sonra hasat edilip pazara götürülebiliyor. Bunun dışında serada ilaçlama yapıldıktan
sonra solunan ilaç, serada çalışan işçiler için ciddi sağlık problemleri
oluşturuyor.Ayrıca malçlama ve solarizasyon için kullanılan polietilen içerikli
naylonlar, doğrudan gelen güneş ışığıyla reaksiyona girdiğinde koku
yayabiliyor. Bu nedenle organik tarımda polietilen içerikli naylon bez
kullanılmıyor. Konvansiyonel üretim yapılan bir serada, yılda üç defa arka
arkaya domates dikilebilse de organik üretim yapılan bir serada ekim nöbeti
şartı var. Çünkü arka arkaya aynı ürünün yetiştirilmesi o ürüne özgü zararlı ve
hastalık etmenlerinin ortamda çoğalması anlamına geliyor. Konvansiyonel
seralarda hormon çok çeşitli amaçlarla kullanılabilir. Hormon kullanımı halk
arasında ürünün iriliği ile özdeşleştirilmiş olsa da kullanımının en önemli
nedenlerinden biri de, tozlanma/meyve tutumu (oluşumu). Bazılarında arılar
kullanılıyor ama arı kullanılması zirai ilaç atılmadığı anlamına gelmiyor.

Konvansiyonel seralarda hormon kullanımının diğer bir
nedeniyse, bitkinin soğuk veya sıcak stresine girmemesi ve bu sayede verimin
artırılması için gübrelerin içinde hormon verilmesi.

Organik tarımda kış döneminde meyve tutumunda yaşanan
sorunlar, vibrasyon veya bombus arıları kullanılarak aşılıyor.

Organik tarımda
sulama yöntemi önemli midir?

Sulama suyunun çevre kirliliğine yol açmaması kadar
sulamanın, toprak yapısında bozulmaya ve erozyona yol açmaması da önemli.
Bitkisel üretimde hem su israfının önlenmesi hem de bitki için daha uygun olan
damlama sulama tercih ediliyor. Vahşi sulama olarak tanımlanan salma sulama,
yani hortumla sulama, organik tarımda tercih edilmiyor. Yağmurlama sulama ise
bitkinin yaprakları üzerinde damlalar bıraktığı ve hastalık yapıcı
mikroorganizmalarla enfeksiyon kaynağı oluşturduğu için önerilmiyor.

Organik
ürünlerin sulamasında su kaynaklarının temizliğine dikkat ediliyor mu?

Sanayi ve şehir atık sularıyla drenaj sisteminden elde
edilen suların organik tarımda kullanılması yasak. Gerekli hallerde suyun
uygunluğuna kontrolör tarafından yapılacak kontrollerde karar veriliyor.
Şüpheli durumlarda su için analiz istenebiliyor.

Organik
hayvancılığın kurallarıyla konvansiyonel hayvancılıkta uygulanan kurallar
arasında ne gibi farklar var? Organik hayvancılıkta ne tür kurallara dikkat
ediliyor?

Organik hayvancılıkta, hayvanların meralara, açık hava
gezinti alanlarına veya açık alanlara erişebilmesi gerekiyor. Damızlık olarak
organik işletmelerden getirilen ve tamamen organik yemlerle beslenen, genetik
yapısı değiştirilmemiş, çevreye, iklim koşullarına ve hastalıklara dayanıklı
hayvanlar kullanılıyor. Ayrıca organik hayvan yetiştirenlerin doğal tohumlama
(doğal yollardan döllenme, çiftleşme) yapmaları gerekiyor; embriyo transferine
izin verilmiyor. Hayvanlar bağlı olarak tutulamıyor ve serbest gezinti
alanları, açık hava gezinti alanları veya açık barınak alanlarında, yerel hava
koşullarına ve ilgili türe bağlı olarak yağmura, rüzgâra, güneşe ve aşırı
sıcaklığa karşı yeterli koruma sağlanması gerekiyor. Hayvan barınaklarının,
sıhhi bir yapı malzemesinden inşa edilmesi, barınak koşullarının, hayvanların
biyolojik ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılaması bekleniyor.Barınakların,
hayvanların doğal hareketlerini yapabilmelerine yetecek büyüklükte olması
gerekiyor, kapalı barınaklarda ve açık gezinti alanlarında hayvan refahı ön
planda tutuluyor. (Örneğin, süt sığırları iç alan 6 m2/baş, gezinti alanı 4,5
m2/baş.)

Hayvanlar karayoluyla taşınırken 8 saatte bir yemleme,
sulama ve dinlenme için mola verilmesi gerekiyor. Kuyruk kesme, diş kesme, gaga
kesme ve boynuz köreltme, yolma gibi uygulamalar organik yetiştiricilikte
uygulanmıyor. Nakliye öncesi ve sırasında herhangi bir yatıştırıcı ilaç
kullanımı da yasak.

Organik
hayvancılıkta hayvanlar nasıl besleniyor?

Hayvanlar organik sertifikalı olarak üretilmiş kaba ve kesif
yemlerle besleniyor ve zorlama ile beslenmesi yasak. Yavruların beslenmesi
öncelikle ana sütüyle sağlanıyor. Hayvan beslenmesinde antibiyotikler,
koksidiyostatikler, tıbbi ürünlerle büyümeyi veya üretimi artırıcı diğer
maddeler kullanılmıyor. Kanatlı hayvanlar da organik olarak üretilmiş kaba ve
kesif yemlerle besleniyor. Yemlerin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO)
veya bunlardan elde edilmiş ürünler kullanılarak üretilmemiş olması gerekiyor.

Önceden
konvansiyonel üretim yaptığını bildiğimiz ancak daha sonra organik sertifikalı
üretime geçmiş bir çiftliğin üretimine ne kadar güvenebiliriz?

Konvansiyonelden organik üretime geçiş süreci hayvansal et
üretiminde; büyükbaş hayvanlar için 12 ay, küçükbaş hayvanlar ve domuzlar için
6 ay. Süt üretimi için yetiştirilen hayvanlar için geçiş süreci de 6 ay. Ancak
organik süt sığırcılığı işletmelerinde sürüden et elde etmek amacıyla ayrılacak
hayvanlar için bu süre, hayvanın yaşam süresinin dörtte üçü olarak belirlenmiş
durumda. Konvansiyonel çiftlikten organik çiftliğe getirilen, et üretimine
yönelik kanatlının ise geçiş sürecine alınabilmesi için, en fazla üç gün önce
doğmuş olması gerekiyor. Bu şartlarda geçiş süreci et üretiminde 10 hafta,
yumurta üretiminde altı hafta olarak kabul ediliyor.

Organik kanatlıların
yetiştirildiği alanlarda hangi kurallar uygulanıyor?

Organik tarımda kanatlı hayvanlar açık yetiştirme
koşullarında yetiştiriliyor ve kafeslerde tutulmuyor. Örneğin, yumurta tavuğu
için hayvanlara ayrılan net iç alanın metrekarede altı hayvan, tünek
genişliğinin hayvan başına 18 cm ve yedi tavuk için bir folluk şeklinde olması
gerekiyor. İklim koşullarının elverdiği durumlarda hayvanların açık hava
barınaklarına ulaşabilmesi ve bunun yaşam sürelerinin en az üçte birinde
uygulanması isteniyor. Yumurta tavuklarında doğal ışıkla suni ışıklandırmanın
günde toplam 16 saati geçmemesi gerekiyor. Herhangi bir ışıklandırma olmadan
asgari sekiz saat dinlenme süresi uygulanıyor. Konvansiyonel tavuk
yetiştiriciliğindeki gibi hayvanların gün ışığı görmesinin engellenmesi de
yasak. Sağlık nedenleriyle, iki yetiştirme dönemi arasında kümesler boş
bırakılıyor. Organik kanatlılar sürekli hareket ettikleri için vücutlarındaki
kas dokusu daha gelişmiş oluyor; bu da organik bir tavuğun etinin sert ve pişme
süresinin konvansiyonele göre daha uzun olmasına yol açıyor.

Özellikle balda
ciddi oranda sahtecilikten söz ediliyor. Organik bal üretiminde nelere dikkat
ediliyor? Organik arıcılığın kuralları neler?

Organik bal üretiminde oldukça katı kurallar uygulanıyor.
Örneğin, kovanların, kirlenmeye yol açabilecek kent merkezleri, otoyollar,
sanayi bölgeleri, atık merkezleri, atık yakma merkezleri gibi tarım dışı üretim
kaynaklarından uzak olması gerekiyor, ilkbahar döneminde arı kolonilerinin
beslenmesinde organik bal kullanılıyor. Üretim sezonu sonunda arıların kışı
geçirebilmesi için kovanlarda yeterli miktarlarda bal ve polen bırakılıyor.
Kovanların arılar için yeterli miktarda doğal nektar, balözü/polen kaynağına ve
suya erişim imkânının olduğu bir yerde bulunması gerekiyor. Bununla birlikte
üretim bölgesinin 3 kilometre yarıçapı içinde bulunan nektar ve polenlerin,
organik ürünlerden, doğal veya arıcılık ürünlerinin organik olma niteliğini
etkilemeyecek bitki örtüsünden oluşması gerekiyor. Aynı üretici 3 kilometre
yarıçap içinde organik ve konvansiyonel bir diğer arıcılık faaliyetinde
bulunamıyor.

Organik
arıcılık ile kovansiyonel arıcılık arasında nasıl farklar var? Organik
arıcılıkta tıbbi ürünler kullanılabiliyor mu?

Konvansiyonel arıcılıkta ilkbahar beslenmesinde glikoz
şurubu kullanılırken organik arıcılıkta organik bal kullanılıyor. Organik bal
üretiminde, konvansiyonelde olduğu gibi hasat sırasında petekler içindeki
arılar yok edilmiyor ve bal süzmek için kuluçka peteği kullanılamıyor.

Konvansiyonelde yoğun olarak uygulanan ana arının
kanatlarını kesme işlemi organikte yasak. Ayrıca koruyucu amaçlı kimyasal
bileşimli ilaçlar, boyalı kovan, parafinli petek ve bal hasadında kimyasal
sinek kovucu kullanımına izin verilmiyor. Parafinli petek yerine organik
balmumu peteği kullanılıyor.

Arıların ana zararlısı varroaiçin formik asit, laktik asit,
asetik asit, oksalik asit , mentol, timol, okaliptol veya kafur kullanılıyor.
Eğer çok gerekli görülürse organik arıcılığa uygun bir tıbbi ürün uygulamasında
kontrol ve sertifikasyon kuruluşuna bilgi veriliyor. Bu durumda KSK, ürünün
organik olup olmayacağına karar veriyor. Arıcılıkta kullanılan malzeme, bina,
teçhizat, kap veya ürünlerin temizlenmesinde ve taşınmasında arapsabunu, kireç,
kostik soda, doğal bitki özleri, çamaşır suyu, limon tuzu, soda gibi maddeler
kullanılabiliyor.

Organik ürünlerin işlenmesinde organik olmayanlara göre
nasıl farklar var?

Organik bir gıda
işlenirken içerisinde kullanılan tarımsal kökenli ürün veya türevlerinin en az
yüzde 95’inin organik sertifikalı olması gerekiyor. Tuz ve su hesaba
katılmıyor. Organik bitkisel ve hayvansal ürünlerin işlenmesinde GDO’lu
maddeler kullanılması yasak. Ayrıca, kimyasal yolla sentezlenen veya izole
edilen sentetik aroma, doğala özdeş aroma, sentetik boya ve sentetik vitaminlerin
kullanımına izin verilmiyor. Gıdanın işlenmesinde yaygın olarak

300’e yakın katkı
maddesi kullanılıyor. Organik üretimde ise kullanımına izin verilen katkı
maddesi sayısı 47. Örneğin, peynir yapımında bitkisel karbonlar ve bazı
asitler, ot ve baharatlarda topaklanmayı önleyici silikon dioksit, çözücü
olarak etanol vb...Organik üründe, raf ömrünü uzatmak için kullanılan iyonize
radyasyona da izin yok. İyonize radyasyon, gıda içindeki organizmaları yok
etmek için kullanılıyor,ama bunu yaparken canlı hücrelerin DNA'larına zarar
veriyor. Sebze ve meyveyi kurutma yöntemiyle ilgili farklar da söz konusu.
Örneğin konvansiyonel incirin kurtlanmaması içi
metil bromid veya
fos toksinler kullanılıyor. Organik üründeyse, incir, eksi 35 derecede
şoklanıyor sonra artı 4 derecede depolanıyor.

Veya basınçlı
azot veren makinelerle kurtlardan arındırılıyor. Bazı ürünlerse CO2çadırında
bekletiliyor.Örneğin konvansiyonel domates sergide kurutulurken, sodyum
metabisülfit ya da hidrojen peroksit kullanılırken, organik domates
kurutulurken sadece tuz kullanılıyor ve soğuk hava koşullarında depolanması
gerekiyor.

Ürünlerin işlenmesi sırasında konvansiyonel ürünle ya da bu
ürünlerde kullanılan

kimyasallarla karışma, bulaşma riski nasıl engelleniyor ?

Organik üretimde
tutulan kayıtlar sayesinde karışma ya da bulaşma durumu izlenebiliyor. Ürünün
işlenmesi sırasındaki bütün aşamalarda, ürünün üzerindeki bilgiler aracılığıyla
teşhis yapılabiliyor. Tüm dokümanlarda ürünlerin sertifikalama dereceleri
(geçiş ürünü 1,2,3 ve organik) ve kaynağı gibi, ürünü tespit etmeye yarayan
ayrıntılı bilgiler yazıyor. Böylece

bir ürünün geriye
dönük girdileri izlenebiliyor. Sertifika numarasından geriye yönelik izleme
yapıldığında, o üründe kullanılan tüm hammaddelerin kaynaklarına, alım
faturalarına, mahsul yıllarına, üretici ve sertifikalarına
ulaşılabiliyor.Organik ürünler, konvansiyonel ürünlerle farklı zamanda veya
farklı üretim ünitelerinde işleniyor. Eğer organik ve konvansiyonel ürünler
için aynı üniteler kullanılacaksa, önce organik tarımda kulanımına izin verilen
maddelerle (arapsabunu, kül suyu, kireçli su, çamaşır suyu) temizlik yapılması
gerekiyor. Bir işletmeye hangi tarihte ne kadar sertifikalı hammadde girdiği ve
ne kadarının işlenip çıktığı kontrol

firmalarınca
denetleniyor. Örneğin bir işletmeye giren domates miktarı ile çıkan salça
miktarı ve satış faturaları üzerinden bu salçanın stokları, sertifika kuruluşu
tarafından izleniyor.

Organik ürünler
depolanırken nelere dikkat ediliyor ?

Organik ürünlerin mutlaka ayrı bir yerde depolanması
gerekiyor. Ayrı depolanacak bir yer yoksa, organik ürünlerle diğer ürünleri
birbirinden ayıran önlemlerin alınması isteniyor. Deponun bir bölümünün
straforla organik ürünlere ayrılması ve ayrımı tanımlayıcı uyarıların koyulması
kullanılan yöntemlerden biri. Renk ve kasa şekli gibi ayrımlar da yapılabilir.
Organik ürünlerin depoya koyulmadan önce, arapsabunu, kül suyu, kireçli su veya
çamaşır suyu gibi organik tarımda kullanımına izin verilen maddelerle
temizlenmesi gerekiyor. Ürünün organik özelliğini kaybettirecek ilaç ve
ilaçlama yöntemleri (örneğin UV ışığı) kullanılmıyor. Kemirgenler ile mücadele
için zehir yerine ses sensörleri kullanılıyor.

Organik
ürünlerin nasıl paketlenmesi gerekiyor?

Organik bir ürün paketlenirken, ürünün özelliğini bozacak
her türlü uygulamadan kaçınmak gerekiyor.

Ürünlerin, Türk Gıda Kodeksi, Gıda ile Temas Eden Madde ve
Malzemeler Yönetmeliği’nde izin verilen uygun paketleme malzemesiyle
paketlenmesi isteniyor.

Organik
ürünlerin etiketlenme ve nakliyesiyle ilgili özel kurallar var mı?

Organik ürünlerin, etiketleme talimatına uygun olarak
etiketlenmesi gerekiyor. Geçiş süreci ürünlerinin organik ürünü çağrıştıracak
şekilde etiketlenmesine izin verilmiyor. Organik ürünler uygun ambalaj ve
araçlarla, içeriğinde herhangi bir bozulma yaratmayacak, ambalaj ve etiketine
zarar gelmeyecek şekilde, kapalı olarak taşınmalı. Organik ürünlerin taşınması
sırasında işletenin adı ve adresi ve ürünün organik olduğunun açıkça yazıldığı
fatura veya sevk irsaliyesi gibi belgelerin bulundurulması zorunlu.

Organik ürün
etiketinde nelere dikkat etmeliyiz?

Organik tarımın kurallarına uygun olarak üretilen ürünlerde,
organik tarım logosu kullanma zorunluluğu var. Bu logoları üzerinde
bulundurmayan ürünler organik olarak iç pazara sunulamıyor. Bu ürünler için
reklam ve tanıtım yapılamıyor veya eko, bio gibi kısaltmalarla patent için
başvurulamıyor. İthal organik ürünlerde de bu logonun kullanımı zorunlu. Geçiş
süreci ürünlerinde organik tarım logosu kullanılamıyor. Bir ürünün organik
sertifikalı olmadığı halde, organik sertifikalı bir ürünü çağrıştıracak şekilde
tanıtımının yapılması ve pazarlanması kanunen yasak. Bir ürünün üzerinde yazan
bio, eko, doğal, naturel, katkısız, köy ürünü, saf ürün gibi ifadeler o ürünün
organik bir ürün olduğu anlamına gelmez. Organik bir ürünün etiketinde
bulunması gerekenler şöyle sıralanabilir: Adı, sertifika statüsü, kime ait
olduğu ve Organik Tarım Mevzuatı’na uygun olarak üretilmiş olduğu bilgisi,
Organik Tarım Logosu (yönetmelikte belirtilen şekilde), yetkilendirilmiş
KSK’nın adı, kodu, ürün sertifika numarası, logosu, içindekiler, menşei, üretim
yeri, üretim ve son kullanma tarihi, ithal üründe mutlaka Türkçe etiket bilgileri.

Organik
ürünlerin pazarlanmasıyla ilgili temel kurallar neler?

İşlenmemiş taze sebze ve meyve gibi ürünlere toptan ürün
sertifikası veriliyor. Her bir satışta, satış miktarı ürün sertifikasının
suretine üretici tarafından not düşülüyor ve imza altına alınıyor. Böylece
üreticinin satış miktarlarını kayıt altına alması sağlanıyor. İşlenmiş
ürünlerde de ürün sertifikası düzenleniyor. Bu tür ürünler el değiştirdiğinde
yeni bir işleme tabi tutulmuyorsa ve etiket bilgileri değişmiyorsa yeniden
sertifika düzenlenmiyor. Üretici, ürün sertifikasının onaylı fotokopisi üzerine
faturanın numarasını yazıyor. Satış miktarları KSK’ya bildiriliyor ve stok
takibini KSK yapıyor.

Organik ürün pazarlayan satış noktaları bu ürünlerle organik
olmayan ürünleri bir arada aynı bölümde/rafta pazarlayamaz. Pazarlama
noktalarında organik ürünler ve konvansiyonel ürünlerin tüketiciyi
yanıltmayacak biçimde farklı bölümlerde/raflarda ayrı olarak satılması
gerekiyor.

Organik semt pazarlarında da organik ürün sertifikası
olmayan ürünlerin satışı yasak. Belediyelerce organik pazar ilan edilmiş semt
pazarlarında iyi tarım ürünleri ve konvansiyonel ürünler satılamıyor.

Organik yoğurt,
peynir gibi ürünlerde fiyat farkı neden daha fazla?

Bu farklar öncelikle hammadde fiyatlarıyla ilgili. Örneğin
organik sütü alış fiyatı, konvansiyonele oranla yüzde 50–60 daha yüksek. Bu da
organik süt üretiminde yem maliyetinin en az yüzde 30 daha pahalı olmasından
kaynaklanıyor. Yoğurt, peynir gibi ürünlerde maliyet farkı, hem süt fiyatına,
hem de sütün yoğurt ve peynire dönüşme işlemlerindeki farka dayanıyor. Ayrıca
organik üretimde ticaret hacmi düşük olduğu için, nakliye maliyetleri de
fiyatın katlanmasına neden oluyor. Örneğin, konvansiyonel ürünlerde kullanılan
katkı maddeleriyle, daha az sütten daha çok peynir yapılabiliyor. Öyle ki, bazı
üreticiler 1 kg peynirde 11 kg süt yerine 8 kg süt kullanabiliyor ve bu da
fiyatı etkiliyor. Öte yandan konvansiyonel üretimde iade ürünler kaşar veya
eritme peynir olarak değerlendirilebilirken, organik üretimde buna izin
verilmiyor. Elbette sertifikasyon maliyeti de unutulmamalı.

Pazarlamada bir
fiyat politikası var mı?

Perakende zincirler ve organik ürün satan dükkânların
kendilerine göre bir fiyat politikası bulunuyor. Bazıarı tüketiciye ürünleri
yüksek fiyattan satarken, kimileri müşteri kazanmak için fiyatlarını düşük
tutmaya çalışıyor. Hatta bazı ürünlerden kazanç sağlamamayı bile göze
alabiliyorlar.Buğday Derneği ortaklığındaki %100 Ekolojik Pazarlarda, açıldığı
2006 yılından beri üretici ile tüketici arasında bir köprü oluşturmak ve
fiyatlara bir denge getirmek amacıyla gıda piyasası takip ediliyor, buradan
edinilen bilgiler üreticilerle paylaşılıyor ve öneri yapılıyor. Hem piyasayı
izleyen, hem de üretim maliyetlerini bilen bir kurumun sektör gelişene kadar
piyasayı takip edemeyen üreticilere öneride bulunması ve maliyetlerin kaynağını
bilmeyen tüketiciye bunların nedenini anlatması, tüketiciyi bilgilendirmek ve üreticiyi
desteklemek açısından önemli. Serbest piyasa kuralları gereği fiyatlara
müdahale edilemese de, hem üreticiyi, hem esnafı, hem de tüketiciyi mağdur
etmemek için fiyatlarda denge sağlanmaya çalışılıyor. %100 Ekolojik Pazarlarda
uygulanan bu fiyat uygulaması, ETO Derneği ve Eskişehir Tepebaşı Belediyesi
tarafından da uygulanmaya başlandı.

Bir ürünün organik olduğunu nasıl anlayabilirim?

Bir ürünün organik olduğunu bakarak, keserek, koklayarak,
dokunarak, tadına bakarak veya ezerek yani fiziksel yöntemlerle anlamak mümkün
olmaz.

Ürünü, pestisit analizine göndermek ve kalıntısız bir sonuç
almak da yeterli değil. Bir ürünün organik olduğunu sadece etiketine ve sertifikasına
bakarak anlayabiliriz. Ürün paketlenmişse organik ürün olduğu etiketinden ve
etikette bulunması gereken bilgilerden anlaşılabilir.  

Eğer dökme (pazarlarda kiloyla) satılan bir ürün alıyorsanız,
üreticinin müteşebbis sertifikasına ve ürün sertifikasına bakarak, organik olup
olmadığını anlamak mümkün. Manav gibi bir satıcıdan alınıyorsa, ürün
sertifikası dışında faturası da sorulmalı, sertifikadaki ürünlerle satılan ürün
karşılaştırılmalı, fatura tarihi kontrol edilmeli. Sertifikasız ürünlerin
organik, biyolojik, ekolojik ifadesiyle piyasaya sürülmesi kanunen yasaktır.

Sebze, meyveyi
yemeden ilaç kalıntısını gidermek için önce sirkeli suda bekletmek ya da
meyvenin kabuğunu soymak yeterli mi?

Hayır. Zirai mücadelede etki şekline göre, sistemik ve
kontak olmak üzere temelde iki ilaç grubu kullanılıyor. Sistemik ilaçlar bitki
bünyesinde hareket ederek meyveye, yaprağa ve bitki köküne ulaşabiliyor. Kontak
etkili ilaçlarsa atıldıkları bitki yüzeyinde kalıyor ve temas ettikleri
canlıları öldürüyor. Yıkamak, sirkeli suda tutmak veya kabuk soymak meyvenin
bünyesindeki ilacın etkilerini gidermiyor. Ürünleri sirkeli suda yıkamak, içine
giren böceklerin kokuyla dışarı çıkmasını sağlıyor. Ayrıca sirke güçlü bir mikrop
öldürücü. Meyvenin kabuğunu soymak, vitamin, mineral gibi değerli besinlerin
kabukta daha yoğun olması nedeniyle , bir miktar besinden vazgeçmek anlamına
geliyor.

Şüpheli
durumlarda veya organik ifadesi ve ibaresinin kasıtlı olarak tüketiciyi
yanılttığı durumlarda ne yapabiliriz?

Her şeyi devletten ya da sertifika veren kuruluştan beklemek
yerine bilgiye ulaşan ve sorgulayan, etiket okuyan, sertifika soran
tüketiciler, gıda sektörünün gelişmesine katkıda bulunuyor. Bir ürünün üzerinde
organik/ekolojik ifadesi ve logosu olmasına ya da esnafın, ürünün organik
olduğunu söylemesine rağmen, organik olduğundan şüphe duyuluyorsa, öncelikle
satıcıdan ürün sertifikası

sorulabilir. Sertifika numarasıyla ürün etiketindeki
numaranın, sertifika ekindeki ürün listesiyle satılan ürünün aynı olması
gerekiyor. Ayrıca ürünün o üreticiden alındığına dair faturanın sorgulanmasında
da yarar olabilir.

Çünkü bir parti için temin edilen ürünle birlikte gelen
sertifika, daha sonra satışa sunulan organik olmayan ürünler için de kullanılabiliyor.
Organik pazarlarda sertifikalar tam olsa bile, faturası olmayan ürünün satışına
izin verilmiyor. Tüketiciler ürünün geriye dönük sorgulanmasını da yapabilir.
Ürünü sertifikalandıran

KSK’ya, sertifika veya etikette yer alan ürün sertifikası
numarası verilerek; ne zaman kontrol edildiği, sertifikalandırıldığı, üretimin
nerede yapıldığı vb. sorular yöneltilebilir. Tüketiciler, Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı'nın ALO 174 Gıda Hattı’nı arayarak veya
alo174@tarim.gov.tradresine e-posta atarak şikâyette bulunabilir. Ayrıca ilgili
satış noktasının bulunduğu yerle ilgili , Tarım İl veya İlçe müdürlüklerine de
yazılı başvuru yapılabilir.

Organik
pazarlarda bazı sebze ve meyvelerin üzerinde ilaç kalıntılarına
rastlanıyor.Tüketiciler bu durumu nasıl algılamalı?

Organik tarımda bazı çevre dostu ilaçların kullanımına izin
verilebiliyor (örneğin kükürt, bakırlı bileşikler, bazı killer ve bazı bitki
kökenli tarım ilaçları). Bu maddelerin çevreye etkileri çok düşük düzeyde. Yani
söz konusu etkiler ekosistem tarafından hızla onarılabiliyor.

Organik ürün üzerinde görülen bazı lekeler yaprağa yapılan
uygulamaların kalıntıları olabilir. Mavi lekeler genellikle bakır içerikli
uygulama yapıldığını (organik tarımda bakır kullanımına sadece limitler
dahilinde izin veriliyor), sarı lekeler genellikle kükürt içerikli uygulama
yapıldığı, yeşil tonlar da genellikle deniz yosunu ve potasyum kullanıldığını
gösteriyor.

Ürünler üzerinde bu lekelerin kalmasının iki temel nedeni
var. Birincisi bu organik girdiler konvansiyonel girdiler gibi geniş
spektrumlu,etki gücü yüksek, değdiği veya solunduğu an etki yapan girdiler
değil. Uygulamanın başarılı olabilmesi için, ürünün üstünü kaplaması gerekiyor.
Bunun için pekmez, şeker veya reçineden elde edilmiş yapıştırıcı özelliği olan
ek maddeler kullanılıyor. İkincisiyse, bu ilaç ya da yöntemlerin etki gücü ve
süresi az olduğu için zararlılarla ya da hastalıklarla mücadelede sıkıntı
yaşanabiliyor ve bu da organik girdilerin sık kullanılmasına ve/veya yıkanmadan
hasat edilerek satılmasına neden olabiliyor. Ancak yapılan uygulamanın yasal,
insan ve çevre sağlığına duyarlı uygulamalar olduğunu bilen üretici bunu
saklama/yıkama gereği duymayabiliyor. Bu tip lekelerin sera ürünlerinde daha
sık görülmesi, yağmurla, doğal olarak yıkanmamasından kaynaklanıyor.

Turunçgillerde-limonlarda,
meyve üzerinde parmak şeklindeki, ikizi izlenimi veren ürünleri tüketmenin
sağlık açısından bir zararı var mı?

Özellikle limonlarda çok sık görülebilen bu oluşumun ana
nedenlerinden biri, çok küçük bir akar türünün (Eriophyes sheldoni) bu meyveden
beslenmesi. Organik sertifikalı bir üründe bu görünümdeki limonların
tüketilmesinde sağlık açısından herhangi bir sakınca yok. Ancak konvansiyonel
tarım açısından değerlendirildiğinde, bu anormal yapılar bir bitki çeşidi
özelliği olabileceği gibi, bilinçsiz hormon kullanımından da kaynaklanabilir.
Tüketici bu sorunun nedenini dışarıdan bakarak saptayamaz. Benzer durumlara
hıyar, kiraz vb. birçok üründe de rastlanabiliyor.

Domatesin
içindeki tohumun çimlenmesi, biberin içinde biber çıkması gibi örnekler, hormon
kullanıldığının ve ürünün organik olmadığının bir göstergesi olabilir mi?

Bu tip görüntülere daha çok mevsim dışında tüketilen meyve
ve sebzelerde rastlanıyor. Bunlar tüketicide hormon algısı yaratsa da, meyve/sebze
oluşumu ve meyveyi/sebzeyi irileştirmek için uygulanan hormonlar organik
seracılıkta kullanılmıyor. Ancak iklim şartlarına (ısı, nem, gece–gündüz ısı
farkı, güneşli gün sayısı vb.) bağlı nedenlerle, ürünlerde çekirdekte
filizlenme, meyve içinde meyve oluşumu, büzüşme, domatesin içinin beyaz
kalması, meyvenin alt kısmının meme yapması gibi durumlara rastlanabiliyor.
Örneğin, domates yapı olarak hassas ve üretimi zor bir meyve. Sera üretiminde
sıcaklık ve gece gündüz arası 8 derecenin üzerindeki farklar, domateste şekil
bozukluğu, küçük meyvecik, olgunlaşmanın durması gibi sonuçlara neden oluyor.
Ayrıca tohumunu içinde saklayan domates, hasadı yaklaştığında sıcaklığın
düşmesi, güneşli gün sayısının azalması durumunda kendini korumaya alıyor ve
gelişimi duruyor. Bu da hasadın 20 ila 30 gün gecikmesine neden oluyor.

Havaların ısınması ve meyve içindeki doğal hormonların
aktifleşmesiyle beraber domatesin tohumları çimlenmeye başlayabiliyor. Benzer
durum biberde de yaşanabiliyor.

Pazarda satışa sunulan iri meyveler hormonlu
mu?

Hormonlu
ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiği doğru olsa da, meyvedeki iriliği öncelikle
o meyve çeşidinin bir özelliği olarak ele almak gerek. Örneğin, çileğin onlarca
çeşidi var. Dağ çileği çok küçük olurken, diğer bazı çeşitler dağ çileğinin 10
katı büyüklükte olabiliyor. Konvansiyonel tarımda üretilen meyve ve sebzelerde
bazen hormon kullanılabiliyor ama bunu gözle algılayabilmek imkânsız. Organik
tarımdaysa hormon kullanımı yasak. Bu nedenle tüketiciler organik meyve ve
sebzelerin hem küçüğünü hem de büyüğünü rahatlıkla tüketebilir.

Çeşit özelliğinin
dışında bir ürünün irileşmesi tarlada, serada kaldığı süreyle de ilgili olabiliyor.
Hasadı geciktirilen ürün irileşmektedir.

Kof (içi boş)
meyveler için hormon kullanıldığını söyleyebilir miyiz?

Bu durum, hem organik ürünlerde hem de konvansiyonel
ürünlerde görülebiliyor. Ancak ortaya çıkış nedenleri farklı. Meyve ya da
sebzelerde dış kabuk ile iç doku arasında boşluk bulunması, yetersiz ışıklanma
ve yetersiz potasyum alımı sonucu aşırı gelişmeye bağlı olarak ortaya
çıkabiliyor. Ancak konvansiyonel tarımda bilinçsiz hormon kullanımı da “kof
meyve” diye bilinen anormal yapıların oluşumuna neden olabiliyor. Organik
ürünlerde hormon kullanılmadığı için, kof meyvelerin tüketilmesinde sağlık
açısından bir sakınca yok.

Organik pazarlarda tezgâh sahipleri kimler, ürünleri kimler satabiliyor?

Organik pazarlarda ürünler doğrudan üreticiler ya da vergiye tabi aracı esnaf tarafından satışa sunuluyor. Ülke genelinde organik pazar esnafının % 70–75’ini üreticiler oluşturuyor. Organik pazarlarda da diğer semtpazarlarında olduğu gibi yerler, belediyeler tarafından veriliyor. Organik pazarlarda, mevzuatlar dışında ayrıca sivil toplum kuruluşlarının önerilerine de başvuruluyor.

Türkiye’de belediyece işgaliye alınıp, katılımcılara tezgâh kurma belgesi verilen tek organik pazar Şişli–Feriköy %100 Ekolojik Pazarı. Pazarlara alınan üreticilerin tamamı organik tarım üreticileri, aracı esnaf ise genelde sektörde dükkân, internet satışı yapan veya temsilcilik yapan firmalardan oluşuyor.

Bu konuda, sivil toplum kuruluşları organik pazar standartları dahilinde bazı sınırlamalar getirebiliyor. Örneğin, perakende konvansiyonel sebze ve meyve ticareti yapan esnafa, pazarcıya %100 Ekolojik
Pazarlarda yer verilmemektedir.

Olgun domastes üzerinde görülen lekeli yapılar, tarım ilacı veya hormon kullanıldığının birgöstergesi olabilir mi?

Lekeli yapılar, olgun meyve üzerinde yeşil–sarımsı renkle kendini belli ediyor. Meyve kesildiğinde anormal beyaz dokular ve kahverengi damarlar görülüyor. Bu anormal görünümler, yeterli potasyum olmayan topraklarda yetiştirilen ürünlerde ortaya çıkıyor. Bu belirtilerin hormon ya da tarım ilacı
kullanımıyla bir ilişkisi yoktur.

Kaynak: National Geographic