İthal Et

İ. Uğur Toprak | 07.06.2018

   İthal Et

   Hepimizin bildiği gibi et oldukça hassas bir gıda maddesidir. Hem elde edilen hayvanın menşei, hem sağlıklı olması durumu gibi kriterlerin yanında hayvanın kesimi, etin işlenmesi, taşınması işlemleri dikkat edilmesi gereken süreçlerdir. Bu nedenle, ülkemizde hayvancılığın geldiği aşamada dışarıdan et ithali başlı başına büyük bir sorun iken alınan etlerin sağlıksız olması daha büyük sorunlara yol açmaktadır. Ülkemizde gıda güvenliği alanında yığınla sorun varken dışarıdan alınan ürünlerin sağlıksız olması da her şeyin üzerine tuz biber ekmektedir.

   Tarım ve hayvancılıkta "milli ve yerli" söyleminin gereği; taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmak yerine kendi öz kaynaklarımıza yönelmektir. Tarım ve hayvancılık açısından zengin kaynaklara sahip olan ülkemiz, seksen bir milyon insanı rahatlıkla besleyecek toprak büyüklüğü ve verimliliğine sahiptir. Tarımsal girdi fiyatlarının ucuzlatılması ile başlayacak reform hareketi, getirilecek muafiyet ve özendirmelerle yükseltilmeli, ülke insanının ihtiyacı olan bitkisel ve hayvansal üretim gerçekleştirilmelidir.

   Toplumun dengeli beslenmesi için eti üretmek, tüketimini gelişmiş ülkeler seviyesine yakınlaştırmak ve bu koşulların sürdürülebilirliğini sağlamak önceliğimiz olmalıdır. Öncelikle vurgulamalıyız ki; hayvancılığın sürdürülmesi, üreticinin üretimden uzaklaşmaması hayati bir önceliktir. Atılan her adımda, hedefin sürdürülebilir üretim olduğu akıllardan çıkartılmamalıdır.

   Ana gıda maddesini ithal eder duruma gelen ülkemizde artık ithalatı genişleterek yapılan hataları tekrarlamak yerine daha ciddi ve bağlayıcı kararlar alınması gerekmektedir. İthalat yoluyla sağlanan hayvanların sağlık durumunun uygun olduğunu garanti edecek koşulların sağlanamadığı gözlenmektedir. Özellikle Deli Dana Hastalığı hala varlığını korumakta ve en az risk taşıyan ülke grubunda bile görülmeye devam etmektedir. Diğer taraftan, insan sağlığı için tehlikeli olduğu kanıtlanmış yasaklı hormonların ithal hayvanlarda kullanılıp kullanılmadığı, bu yolla tüketicilerin ne kadar risk altında olduğu da bilinmemekte ve ülkemizde bunların tahlillerini yapabilme olanakları kısıtlı bulunmaktadır. Buna ek olarak, bu hastalığın takibine ve izlenmesine yönelik Türkiye’de etkin bir program olmadığı her yıl yayınlanan AB İlerleme Raporları’nda da ifade edilmektedir. Bilindiği üzere, ABD hayvan hastalıkları yönünden kendisi ile aynı risk grubunda bulunan ülkelerden dahi hayvan ithal etmemektedir. Bu da Türkiye’ nin ithalat yapılırken neden daha temkinli olması gerektiğini ortaya koyan sebeplerden bir diğeridir.

   Hayvancılığın geliştirilmesi, halkımıza yedirilecek etlerin güvenli şekilde arzının sağlanması için gerekli politikaların izlenmesi ve kaynağın ayrılması birincil hedef olmalıdır. Tarımın, serbest piyasa koşullarına terk edilemeyecek kadar stratejik bir sektör olduğu ve gelişmiş ülkelerce de böyle yönetildiği akıldan çıkartılmamalıdır.

   Tüketicinin güvenli ve ucuz et tüketebilmesi, üreticinin hak ettiği kazanca ulaşarak üretimini sürdürmesi ve sanayicinin uygun fiyatlarla yeterli miktarda ham maddeye kavuşması için;

•- İthalat yapılmamalı, piyasaya müdahale edilmelidir.
•- Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık desteklenmelidir.
•- Mera alanları geliştirilmelidir.
•- Verimli yerli ırkı geliştirmek için çalışmalar yapılmalıdır.
•- Politikaların belirlenmesine yönelik olarak tüm paydaşlarla sürekli değerlendirmeler yapılmalıdır.

   Bir kez daha ifade ediyoruz; ithalat hayvancılığın düzenlenmesinde ve sağlıklı et arzının gerçekçi fiyatlarla sağlanmasında bir çözüm yolu değildir. Tarım ve hayvancılık politikaları ivedilikle gözden geçirilmeli, kooperatifçilik desteklenmelidir. Unutulmamalıdır ki; ithal etmek yerine üreticiyi destekleyip tüketiciye güvenilir gıdayı ulaştırmak devletin asli görevlerinden biridir.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
İzmir Şube Yönetim Kurulu