Covid-19 Sürecinde Gıda İsrafı ve Enflasyonu

İ. Uğur TOPRAK | 17.04.2020

Birleşmiş Milletler raporuna göre,  dünya nüfusunun 2050'de 9,6 milyara ulaşması bekleniyor. Türkiye'ye ilişkin nüfus beklentisi ise yaklaşık 95 milyon olarak öngörülüyor.

2050 yılında dünya nüfusunun %70’inden fazlasının kentsel alanlarda yaşayacağı beklenmektedir.Kentleşme, yaşam tarzlarına ve tüketim kalıplarına da değişiklikler getirecektir. Kentsel nüfusun payı giderek artarken, kırsal alanlar oldukça uzun bir süre için yoksul ve aç çoğunluğa ev sahipliği yapacaktır. İnsanlar,sıcak noktalar ve ekolojik olarak hassas alanlarda yaşayabilmek için yüksek nüfus koşulları ve kötüleşen ekosistemler ile başa çıkmak zorunda kalacaktır.

Giderek artan gübre, pestisit ve herbisitlerin kullanımı toprak ve suların kirlenmesine neden olmakta ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Tarım sektörü, küresel sera gazı salınımlarının üçte birinden sorumlu tutulmaktadır. Ormanların ve otlakların tarım alanlarına dönüştürülmesi ve iklim değişikliği nedeniyle biyolojik çeşitlilik de azalmaktadır.

Tüm bu olumsuzluklarla üretilen gıdanın 1/3’ü (yaklaşık 1,3 milyar ton) atık ya da kayıp edilmektedir. Tüketilen gıdanın %50’si olan 300 milyon ton gıda maddesi çöpe atılmaktadır.

Gıda atıkları tüm bu etmenlerden dolayı önem arz eden bir konu olmakla birlikte covid-19 süreci nedeniyle önemi daha da artmaktadır.

Beslenme eksikliğinin ve dengesizliğinin önüne geçebilmek için, ki covid-19 ile mücadelede oldukça önemli, gıda atıklarının en az yüzde 50 oranında azaltılması gerekmektedir.

Artan nüfus ve gıda talebine rağmen artan sıcaklıkların sebep olacağı kuraklık ve aşırı hava olayları sebebiyle iklim değişikliği ile mücadelede önemli adımlar atılmadığı sürece bu tür salgınların olabileceği ve gıda güvenliğinin tehlikede olduğu uzun süredir vurgulanan bir sorundur. Çiftçilik teknolojileri ve yönetim
tekniklerini geliştirmek için araştırma ve altyapı yatırımlarının arttırılması gerektiğine işaret ederek  tarım emekçilerine doğru teşvikleri vermek, söz
konusu teşviklerle en yeni teknolojilerin yaygınlaştırılarak, su yönetimi ve gübre kullanımı konusunda daha iyi düzenlemelerin hayata geçirilmesi elzemdir.

Covid-19 süreci boyunca mümkünse alış-verişten sadece 1 kişi sorumlu olmalı, dışarıyla irtibatı o kişi sağlamalıdır. Alış-verişe çıkma sıklığını uzatmak için mutlaka bir liste hazırlanmalıdır. Özellikle sokağa çıkma yasağından önce yapılacak alış-verişe de dikkat etmeliyiz. Çünkü

  • İhtiyacımızdan fazla ürün alınması sonucu gıdanın bozulması ve çöpe gitmesi
  • İhtiyacımız olmayan gıdanın alınması sonucu gıdanın bozulması ve çöpe gitmesi
  • Son tüketim tarihine dikkat edilmeden alınan ürünün tarihinin geçmesi sonucu ürünün çöpe gitmesi
  • Tavsiye edilen tüketim tarihi ve son tüketim tarihi arasındaki farkı bilmememizden kaynaklı tüketilmesinde sıkıntı olmayan gıdaların atılması (tavsiye edilen tüketim tarihi gıdanın kalitesi ile ilgilidir ve o tarihe kadar uygun koşullarda saklandığında gıdanın tüm özelliğini koruyacağı anlamına gelir. Son tüketim tarihi ise gıda güvenilirliği ile ilgilidir ve o tarihten sonra tüketilmesinin insan sağlığına zararlı olacağı anlamını taşır.
  • Gıdaların etiketleri üzerinde yazan koşullarda saklanması sonucu çöpe gitmesi
  • Tüketilecek miktardan fazla yemeğin pişirilmesi ve tüketilmemesi sonucu çöpe gitmesi

bu dönemde muhtemel yaşayacağımız bir gıda atığı, israfı olarak karşımıza çıkacaktır.

  • Her gün 13 milyar insanı doyurabilecek gıda üretilirken, buna karşın her 9 insandan 1’i açlık çektiğini,
  • Herhangi bir yiyeceğe neredeyse hiç erişemeyen 1,8 milyar insanın olduğu ve sayısının gün geçtikçe arttığını,
  • Çöpe atılan gıdanın bugün dünya çapında yetersiz beslenen yaklaşık 842 milyon insana yetecek miktarda olduğunu

unutmadan gıda alışverişi ve tüketimi yaparsak, gıda atıklarında azalmaya da sebep olacağımızı bilmiş oluruz.

Bu süreçte önemli olan bir başka konu da gıda enflasyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ülkemizde gıda harcamaları, çok büyük bir kesim için kira harcamalarından sonraki en fazla harcama kalemidir ve hane bütçesinde önemli bir paya sahiptir. Yükselen döviz fiyatları ve artan işsizlikle birlikte gıda enflasyonundaki artış vatandaşın alım gücünü büyük ölçüde azaltmakta, özellikle de dar gelirli kesimi daha fazla etkilemektedir. Fiyatı yükselen her gıda maddesi için çözüm olarak görülen ithalat da vatandaşın ucuz, yeterli ve güvenli gıdaya ulaşmasını sağlayamamakla birlikte, yerli üreticiyi de mağdur etmektedir.  Bu durum da, ülkemizde gıda egemenliğini tehlikeye atmaktadır. Oysaki yaşamak nasıl bir insan hakkı ise,
sağlıklı, güvenli ve yeterli gıdaya uygun fiyatlarla sürdürülebilir bir biçimde ulaşabilmek de bir insan hakkıdır ve bunu sağlamak da kamunun en önemli görevlerinden biridir.

Fiyat dalgalanmalarının olumsuz etkilerini azaltmak için acil olarak kayıt dışılık azaltılmalı, toprak analizleri yaptırılarak bölgelerde üretilebilecek ürünler belirlenmeli, arz talep dengesizliği ortadan kaldırılarak alım garantili üretim yaptırılmalı, çiftçiler desteklenmeli ve eğitimleri sağlanmalı, çiftçileri üretimden uzaklaştıran olumsuzluklar düzeltilmeli, kooperatiflere müdahale azaltılmalı ve daha fazla desteklenmeli, üretici kooperatifleri yanı sıra tüketici kooperatifleri de yaygınlaştırılmalı, lojistik kayıpların azaltılması sağlanmalı ve ithalatçı politikalardan derhal vazgeçilmelidir.

Sonuç olarak,meralarımızı ve tarım arazilerimizi korumadan ve sürdürülebilir kılmadan,çiftçilerimizi eğitip sözde değil emeklerinin karşılıklarını alabilecekleri
şekilde destekleyip yeniden üretime yöneltmeden, biyoçeşitliliğe ve yerel tohumlarımıza sahip çıkmadan, üretici, tüketici ve dağıtıcı kooperatiflerin
yaygınlaştırılmasını sağlamadan, ülkemizi ithalat sarmalından kurtarmadan, gıda egemenliği ilkelerine dayalı bir tarım politikasını hayata geçirmeden gıda
enflasyonuna ne yazık ki dur diyemeyiz.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası

İzmir Şube Yönetim Kurulu